21 Ağustos 2014 Perşembe

Tatildeyiz




Yine uzun bir sessizlikten sonra merhaba. Olmuyor, yapamıyorum, bir günü diğerine benzemeyen yeni aile düzenimde maalesef yazmaya zaman ayıramıyorum. Bunda okulların tatil olması ve yaz döneminde olmamızın da büyük etkisi var tabii. Bu nedenle son 1 ay içinde neler yaptığımıza ilişkin bir özet yapma gereği hissediyorum.

Temmuz ayımız bu yaz Türkiye tatili yapıp yapamayacağımız sorusuyla geçti. Mayıs ayında doğmuş bir bebeğin bizim tatilimize ne gibi bir engeli olabilirdi ki? Ama oldu işte. Lara'nın pasaport başvurusundan cevap alamayınca bütün sene boyunca dilimizden düşmeyen, hep bir sonrakinin hayallerini kurduğumuz, Türkiye tatilimiz tehlikeye girdi. Bu düşüncelerle hop oturup hop kalkarak geçirdiğimiz 4. haftanın sonunda pasaport elimize ulaştı. Hemen ardından nüfus cüzdanını da çıkardığımız Lara artık ilk Türkiye seyahatine hazırdı. Ama uçak biletlerini de almak gerekiyordu tabi. Hummalı bir bilet araştırmasından sonra şu ana kadar aldığımız en pahalı Türkiye biletlerimizi de aldık ve sonra derin bir "oh" çektik. Yaz tatilimizi kurtarmıştık.


İngiltere'de okullar Temmuz sonu tatil oluyor. Yazların cok sıcak olmamasından kaynaklanan bu sistem çocukların çok uzun tatil yaparak okuldan uzaklaşmalarını da engellemiş oluyor. Biz de bu sayede her sene Temmuz ayının son haftası Türkiye'ye gelerek 6 haftalık okul tatilini Türkiye'de geçiriyoruz. Genelde eşim bize sonradan katılır ve eve dönüşü birlikte yaparız ama bu sene Larayla ilk yolculuğumuzu yapacağımız için tatilimize birlikte başladık. 2.5 aylık bir bebekten beklenmeyecek ölçüde rahat bir uçak yolculuğu ile İstanbul'a ulaştık. Ancak mevsim normallerinin üstünde sıcak olan İstanbul'daki ısıya uyum sağlamakta oldukça zorlandık.

Yolculuk sırasında hiçbir sıkıntı yaşatmayan Lara İstanbul'daki ilk gecemizde bir türlü uyumuyor ve sürekli ağlıyordu. Çareyi onu bebek arabasına koyarak dışarıda bir yürüyüş yapmakta bulduk. Biraz uğraştıktan sonra Lara uykuya daldı, biz de rahatladık. Yeni ortama uyum bir haftalık bir süre aldı. Babaanne, hala, dayılar, kuzenler ve arkadaşlarla dopdolu yaşanan bir 10 gün sonrasında deniz tatili için Ören'e, anneanne ve dedenin yazlığına geldik. Değişen ortama uyum yine bir haftamızı aldı.


Deniz tatilimizin ilk günlerinde Dalya'yla babasının deniz keyfine, hala yeni doğan bebek sıklığında beslenen ve gün içinde yarım saatlik uyku uyuyan Lara'yı ara ara anneme bırakıp, hızlıca yüzmeye kaçarak ben de ortak olmaya çalıştım. Eşimin varlığıyla daha hareketli geçen günlerin ardından onun Londra'ya dönmesiyle aynı hareketi benden de bekleyen Dalya ve 24 saat beslenme ve uyku ihtiyacı olan Lara bebekle kaldık baş başa.


Şimdi günlerim bir yandan parende atmadan yürüyemeyen Dalya'nın enerjisine yetişmeye çalışarak, öte yandan Lara'nın ihtiyaçlarını gidermeyi sağlayarak geçiyor. Bu arada annemin açık büfe yemeklerinden faydalanıyorum.

Kızlarla tatil yorucu ama keyifli. Hala şikayet yok. En azından şimdilik...Arada aklıma Londra'daki feci koşuşturmalı yaşantımız geliyor. Hızla aklımdan uzaklaştırıyorum çünkü -çok öyle görünmese de- hala tatildeyiz...

28 Temmuz 2014 Pazartesi

İki Çocuklu Hayatın "Acabaları"


İki ay önce ailemize katılan ikinci çocuğumuzla hayatı yeniden öğrenme sürecimiz yeni bir boyut kazandı. Acabalarla dolu tek çocuğa sahip ebeveynlik ikinci çocukla birlikte ailemizin dinamiğinde kendi cevaplarını bulmaya başladı. Tek çocuklu hayata o kadar alışmıştık ki bizi bekleyen yeni hayata ilişkin bir sürü soru vardı aklımızda. Bunlardan en önceliklileri ve yakın zamanda bulduğum cevaplarını şöyle sıralayabilirim.

İkinci çocuğumu ilki kadar sevebilir miyim?
Saçma bir düşünce biliyorum. Sevilmese yüzyıllardır insanlar neden birden fazla çocuk sahibi olsunlar değil mi? Öyle olduğunu bilsem de böyle bir korkum vardı. Cevabım evet, sevebilirmişim. Hem de çok. Ama ilkinden daha çok değil, daha az da değil. O büyük sevgi azalmadan bölünebilirmiş, hem de hemen.

Tekrar bir bebeğe bakmaya uyum sağlayabilir  miyim?
Kardeşler arasında yaş farkı az olursa böyle bir soru söz konusu bile olmaz tabii. Ama benim durumum da olduğu gibi arada 7 yaş olunca böyle bir kaygı oluyor işte. Cevap evet. Aradan geçen yıllara rağmen çok kısa süre içinde hem de. Tüm bilgiler ve deneyimler tekrar kullanılmak üzere zamanını bekliyor, ihtiyaç oluştuğunda hemen ortaya çıkıyorlar.

İlk çocuğum kardeşe hazır mı?
Bu sorunun cevabı herkeste farklı olur sanırım. Çocuğun kişiliğine, kardeşler arasındaki yaş farkına göre değişir diye düşünüyorum. Bizim durumda cevap "hayır"mış ama şunu öğrendik ki, onu kardeş sahibi yapmasaymışız hiçbir zaman da hazır olmayacakmış. Evdeki dengeler değişip benim bebekle daha fazla zaman geçirmemle birlikte , başta dirense de, 7.5 yaşında küçük bir bebek olan kızımız hızla abla oluyor.

İki çocuk arasındaki dengeyi nasıl kuracağım? Ya ilk çocuğum kardeşini çok kıskanırsa?

Bunun kolay olmadığı bir gerçek. Oluşabilecek sıkıntı ve stresi hafif atlatmak için doğum öncesinde çok iyi bir planlama gerekiyor. Çünkü tecrübeler gösteriyor ki annenin doğum sıkıntılarını atlatmak ve yeni doğan bebeğin düzenini oturtmak için zamana ihtiyacı oluyor. Bu süreçte evde ilgi isteyen başka bir çocuğun ihtiyaçlarına annenin tam anlamıyla cevap vermesi mümkün değil. O nedenle eş, anne, arkadaş, bakıcı vs desteği şart. Bizim durumda iki hafta babalık izni kullanan eşim sürekli ilk çocuğumuzla birlikteydi, destek için Türkiye'den gelen annem ise ev hayatını götürüyordu. Yani her şey kontrol altındaydı ama yine de beni paylaşmak kızıma zor geldi. Çünkü baş başa yaptığımız pek çok şeyi şimdilik yapamıyoruz. Bu durumun geçici olduğunu bilsem ve ona bunu anlatsam da onda bir hayal kırıklığı oluştuğunun farkındayım. Bu durumu telafi etmeye çalışacağım.

Ya ilk çocuğumda yaşadığım sıkıntılar tekrar yaşanırsa ?
Nasıl her hamilelik birbirinden farklı ise her çocuk da birbirinden farklıymış. İkinci çocuğum doğar doğmaz ablasından çok farklı bir kişiliği olduğunu anladık. Onunla nasıl yepyeni bir sevgi yumağına dönüştüysek yepyeni bir serüvene de başlamışız meğer. Ne ağlaması, ne beslenmesi, ne uyuması benziyor ablasına, hepsi bambaşka. Geride bıraktığımız 2 ay içinde onunla yaşadığımız sıkıntılar da öyle. İlkiyle benzer sıkıntılar da yaşanabilir elbette ama şimdi ben hem ilkine göre daha tecrübeliyim hem de artık 7.5 yıl önceki Tuba değilim. Anneliğim, hayata bakış açım o zamankinden çok farklı. Dolayısıyla gördüm ki her çocuk yeni bir serüven.

İki aylık iki çocuklu hayatımdan ilk "acaba"larıma aldığım yanıtlar böyle. Zaman içinde yenileri de eklenecek bu listeye ama şimdilik en tazeleri bunlar. Acabalı veya net, her şekilde heyecanlı kimi zaman da hayli zorlu bir serüven bu ebeveynlik. Tek çocuklu, iki çocuklu veya çok çocuklu herkese bu serüvende kolaylıklar dilerim...


18 Temmuz 2014 Cuma

Altı Üstü Bir Aşı



Çılgın bir haftanın daha sonuna geliyoruz. Haftaya Lara'nın ilk aşısını yaptırarak başladık. Ağızdan verilen Rota virüsü aşısını gülümsemeyle karşılayan Lara iki bacağından yapılan karma aşıyı aynı mutlulukla karşılamadı. Mide bulantısı ve ateş gibi yan etkilerinin olacağı söylenmişti ama Dalya'nın aşılarını hiç hissetmediğimiz için pek endişelenmedim. Lara'nın ağlamasını dindirmek için besledikten sonra bebek arabasına koyup pek de alışık olmadığımız Londra'nın sıcak yaz günlerinden birinde yokuşu aşarak Dalya'nın okuluna ulaştık. Yıl sonu olduğu için sene boyunca yaptıklarını inceleyecektik. Maalesef bu da Lara'nın aşılı gününe denk gelmişti. Sabırla bekleyen Lara en sonunda çılgınca ağlamaya başladı. Sonrasında oyun parkına uğrama sözü vermiştim ama Lara'nın katıla katıla ağlaması durmadığı için Dalya'yı arkadaşa teslim ederek eve doğru yola koyuldum. Saat 4 gibi başlayan ağlama nöbeti akşam 9'a kadar dinmedi. Lara susmadı, uyumadı ve meme emmedi. Ayrıca vücudu çok sıcaktı. Gece ateşi yükseldi ve ilk Calpol'unu verdik. Böylelikle Dalya'nın aşılarında hiç yaşamadığımız bir tecrübeyi yaşamış olduk.


Ertesi sabah güzel bir şekilde uyanan ve bütün günü keyifle geçiren Lara o günün akşamını da aynı huysuzlukla geçirdi. Bu hızla başladığımız hafta, kaynayan Londra günlerinde Lara'yı eğleyip Dalya'nın okul koşuşturmaları ve son gösterilerine yetişmeye çalışan ve akşamları da uyku saatleri çatışan iki çocuk arasında birini emzirirken bir diğerine kitap okuyan yepyeni bir Tuba'yı tanıdığım yorgun akşamlarla sonlanıyor. İyi geceler...

10 Temmuz 2014 Perşembe

Yeniden Yazmak İstiyorum


Ha yazdım ha yazacağım derken günler su gibi akıp geçti. İnanamıyorum Lara bugün 2 aylık oldu.

Zorlu ama hiç bir anında "öff" demediğim bir 2 ay geçirdik birlikte. Uykusuz geceler, dinlenilmeyen koşuşturmalı gündüzler, yeniden bebek gazı çıkarma formulleri ve ağlama şekillerinden sıkıntının ne olduğunu anlama üzerine çalışmalar, kusmalar, konaklar, bebek masajları, bir gülümseme için binbir komiklik yapmalar, minik bebekle mobil olmaya tekrar adapte olma çalışmaları ve bu arada evde 7.5 senedir tek çocuk saltanatı süren Dalya'nın gönlünü alma ve onun koşuşturmaları ile geçen kısacık, koca, bir "iki ay".

Şimdi Lara'yı bir süre uyanmayacağını düşündüğüm bir pozisyonda uyutmaya başardım ve yanında tekrar yazı hayatıma dönme yazımı yazıyorum. Bundan sonra daha sık yazacağım çünkü ben yeniden sizlerle paylaşmak istiyorum.  Kısa kısa paylaşımlarda bulunarak bu iki ay içinde ve sonrasında yaşadığım ilginç deneyimlere yer vermeye çalışacağım yazılarımda. Umarım zevkle takip edersiniz. Sevgilerime...

9 Haziran 2014 Pazartesi

Yine Yeni Yeniden....



Yeni mucizemiz Lara'ya kavuşalı üç haftayı geçti. Onun hayatımıza girişinin büyüsüne o denli kapıldım ki, geceler gündüze karışmış, zaman kavramını yitirmiş bir haldeyken çok istememe rağmen sizlerle paylaşamadım o ilk anları.


İlk çocuğumdan sonra bir daha yaşamamın imkansız olduğunu düşündüğüm o hisler yine yeni yeniden girdi hayatıma. Doğum öncesindeki korkularımın ne kadar yersiz olduğunu o minik yüzü ilk gördüğümde anladım.

Yeni bir aşk girmişti hayatıma işte. Dalyamız'ı "abla" yapacak minik Lara'yla kaynaşmamız daha vücudu karnımın içindeyken göz göze geldiğimiz o ilk anda başladı. Sanki çok uzun zamandır tanıyormuşuz gibi çok da çabuk uyum sağladık birbirimize. Yedi senelik annelik idmanı bayağı bir işe yaramış. Bu sefer sanki daha kolay. Uykusuz geceler, nasılsa bir süre sonra geçeceği bilinen ağrılar sızılar, başka bir dünyadan gelen o mis kokulu melekle geçirilen her an büyülü gerçekten.

İşte biz yirmiyi aşkın gündür bu şekilde yaşıyoruz: yatıp kalkıp minik Lara'ya bakıp, onu koklayıp, yine yeniden hayatımıza bir anda giren bir bebeğin nasıl böyle bir mutluluk getirebildiğini ve bu sevginin nasıl bu kadar yoğun olabildiğini yeniden anlamaya ve o büyülü anları dolu dolu yaşamaya çalışarak.Yazılarımdaki duraksama bu yüzden... Hayatımızdaki yeni mucizenin büyüsünden ...

13 Mayıs 2014 Salı

Yeni Mucizeye Az Kaldı


Aylardır beklediğimiz bebeğimizin dünyaya gelmesine birkaç gün kaldı. Anneanne geldi, hastane çantası tamamlandı, bebek yatağı hazır, araba koltuğu yerine yerleşti, dün duvar süslemelerini de yaptık Dalyayla. Yeni bir mucizeyi daha yaşamak için el birliği halinde çalışıyoruz anlayacağınız.

Ancak bir sorun var !... Ben hazır mıyım ikinci bir mucizeye işte onu bilmiyorum. Çünkü ikinci hamileliğim ilkinden çok farklı geçti.

İlk hamileliğimi dolu dolu yaşamıştım. Hamileliğin tüm sıkıntıları bir tarafa sanki bulutların üstünde uçuyordum. Bebeğimin karnımda her kımıldayışı bana inanılmaz bir haz veriyordu. Her fırsat bulduğumda onunla birebir konuşuyor, ona müzik dinletiyor, onunla sürekli bir bağ kurmaya çalışıyordum. Sanırım çabalarım büyük ölçüde başarıya ulaştı; çünkü konuşmayı çok seven, müzik ve dansa bayılan ve bana çok düşkün bir kızım oldu. 

Oysa sıkıntısız geçen ve bitmek üzere olan ikinci hamileliğimin hiç farkına varamadım diyebilirim. Sürekli 7 yaşında olan kızımın koşuşturmaları içinde olduğum ve geri kalan zamanlarda da çalıştığım için ne bebeğin karnımın içinde kımıldayışlarına yeterince ilgi gösterebildim, ne ona özel müzik dinleyebildim, ne de onunla yeterince konuşup bağ kurma şansım oldu. Bu nedenlerle biraz suçluluk duyuyor ve kendimi yeni bebeğe hazırlıksız hissediyorum sanırım. 

Yine ilk hamileliğimde doğum yaklaştıkça heyecan da çok artmıştı. Oysa bu sefer endişe daha fazla sanki. Dalya'nın varlığı, bebeğin gelişinin onun üzerindeki etkilerinin nasıl olacağı düşüncesi ve bebek sonrası bizi nelerin beklediğini biliyor oluşumuz sanırım endişemizi daha da artırıyor.

Umuyorum çok yakında onu sağlıklı olarak kucağımıza alırız da bu endişeler yeni bir mucizeyi kucaklıyor olmanın sevincine dönüşür. Bizler de ilk mucizemizin abla oluşunu izlerken, büyüyen ailemizin tatlı koşuşturmaları içinde buluruz kendimizi. 

Bir sonraki yazımda umuyorum ki size yaşadığım yeni mucizeden bahsediyor olacağım. Sevgilerimle... 

6 Mayıs 2014 Salı

İyi Niyetli Günahlarımızla Baş Etmenin Yolları




Çocuğum yokken ve mevcut eğitim sistemini anne olarak tecrübe etmemişken ödevlerle ilgili olarak net bir görüşüm yoktu. Ödev gerekli miydi, yoksa okulda yeterince yorulan çocukların evde nefes almaları gerekirken ekstra bir külfet mi getiriyordu hayatlarına? 
Ben çocukken ödevlerle ilgili sorun yaşamamıştım. Verilen ödevi tartışmadan eksiksiz yapardım. Ama ağabeylerim öyle değildi. Resim ödevleri genelde annem tarafından yapılırdı ve hep gecenin bir vakti haberi olurdu annemin bu ödevlerden. Peki doğrusu bu muydu? Yani annem bu ödevleri yapmalı mıydı, yoksa yapmayarak diğer derslerde çok başarılı olan ancak resme yeteneği olmayan iki ağabeyimin resim dersinde düşük not almasına izin mi vermeliydi? 
Şimdi Türkiye’den cok farklı bir eğitim sistemine sahip İngiltere okullarında ilkokul 2. sınıfta çocuğu olan bir anne olarak haftada 1 ödevi çok az buluyor ve, onu bile yaparken sıkılan kızımla mücade ederken, eğitimde az da olsa düzenli ödevin gerekliliğini savunuyorum. Onunla saatler süren boğuşmamızda ödevini eğlenerek yapmasını sağlamaya çalışırken, elinden kalemi alıp takır takır hepsini yapmamak için de kendimi zor tutuyorum. Ben bunlarla mücadele ederken, “The Times” gazetesinde benzer konudan bahseden bir yazıya denk gelmiştim 2014 Şubat ayında. 
Makaleye göre İngiltere’de 5-15 yaşları arasında çocukları olan 2000 ebeveyn arasında yapılan bir anketin sonucu her altı ebeveynden birinin çocuğunun ödevinin tamamını yaptığını ve diğer çeyreğin de çocuğunun ödevini bitirmemek için kendilerine engel olduğunu gösteriyor. Demek ki yalnız değilim. Her ne kadar kızımın ödevini ben yapmasam da onun öğrenmekten keyif almasını sağlamak için verdiğim mücadele beni tüketiyor. Benim iyi niyetim gibi, annemin abimlerin resim ödevlerini yapmasındaki iyi niyeti gibi, çocuklarının ödevlerini yapan aileler de bunu iyi niyetle yapıyor tabii ki.  Tartışmaları engellemek; çocuğun öğretmenin gözünde başarısız görünmemesini sağlamak; kimi zaman da çocuklarının kendileri o yaştayken olmadığı kadar ağır bir yükü olduğunu düşünerek onlara acıdıklarından yüklerini hafifletmek istemek en temel nedenler sanırım.
Söz konusu makalenin yazarı Rachel Caryle iyi niyetli günahlardan biri olarak tanımlıyor bu davranışı. Peki bir tek ödev konusunda mı bu iyi niyetli günahlar? Hayır değil. Yazar yazısında bir dizi başka günah sıralamış. Sanıyorum hepimizi kendine yakın hissetiği bir günah vardır onların arasında. Ben ilgimi çekenleri aldım yazıma. Peki neymiş bunlar ve nasıl düzeltebiliriz biz bu günahları? Rachel Caryle’ın kaleminden:
Çocuklarınızla Yemek Savaşına Girmeyin
“Yemek savaşları çocuğumuza yedirmek istediğimiz o özel yemeği hazırlamak için yaptığımız duygusal enerji yatırımından kaynaklanmaktadır” der Prof. Tanya Byron. Yapılması gerekenin çocuğa “bir kaşık daha diye” ısrar etmek yerine tabağı çok doldurmamak, yemek istemiyorsa başka seçenek sunmamak, yemek üzerine yorum yapmamak ancak üzerindeki yeme baskısını azaltmak için başka konularda konuşmak ve yemek yemiyorsa sessizce kaldırmak (kurtarıcı yoğurt veya muz vermemek) çözümler olarak belirtiliyor. 

Hiçbir Zaman Ödevlerini Yapmayın 
Ebeveyn danışmanı Noël Janis-Norton (www.calmerparenting.co.uk) “eğer ebeveynler çocuklarının ödevlerini yaparlarsa, çocuklar ödevlerin kendi sorumlulukları olduğunu öğrenemezler” diyor. Ve buna engel olmak için üç adımlı bir yöntem öneriyor:  çocuğunuzun ödevine yardımcı olurken cevapları vermeyin ama harekete geçirici sorular sorun (cümleye her zaman neyle başlarsın? kaç sayfa yazman gerekiyor? gibi) Bu doğrultuda yapılması önerilen çocuğun herhangi bir bilgi yardımı almadan ödevini yapmasını sağladıktan sonra önce ödevde beğendiğiniz üç noktayı, sonrasında geliştirilmesi gereken üç noktayı belirtmeniz ve ardından düzeltmeleri onun yapmasını sağlamanız.

Televizyonu Küçümsemeyin  
Çocuk e-güvenlik uzmanı James Diamond, bazı ailelerin çocuklarına TV izletmediğini ancak onlara ipad verdiğini veya iplayer, Netflix, youtube’a girmelerine izin vererek çok da farklı olmayan aktivitelere yönlendirdiklerini belirtmektedir. Oysa psikolog Dr. Pat Spungin’e göre, ailece TV seyretmek çok olumlu olabilir. Zamanla yarışan aileler çocuklarıyla beraber TV seyrettiklerinde ilgi alanlarını paylaşırlar, bağ geliştirirler ve tartışma imkanları olur.

Hiçbir Zaman Çello Çalmaları İçin Onları Zorlamayın
Çocuklarımıza sebat etme konusunda bir ders vermek istiyorsak, bu kemanda  son seviyeye kadar ilerlemelerinde ısrar etmemiz yoluyla olmamalı. Kulağa öyle gelse de çok mantıklı değil. Huggins-Cooper çocukların keyif almadıkları birşeyde bu kadar zaman harcamalarının zaman kaybı olduğunu, gerçek tutkularının keşfedilmesi gerektiğini belirityor.

Onlara Sürekli Muhteşem Olduklarını Söylemeyin
Uzmanlar övgünün belirli birşeye yönelik olmasının yerinde olduğunu ve övgünü başarı ve orijinallikten daha çok gösterilen çaba için olması gerektiğini belirtmektedir. Ohio Devlet Üniversitesi’nin Ocak 2014’de yayınlanan bir araştırmasına göre fazla övgü özellikle kendine saygısı düşük olan çocuklarda geri tepebilir. Araştırmaya göre bu tür çocuklarda fazla övgü bir sonraki çalışmada başaramama korkusuna neden olarak yeni bir zorlukla mücadele etme ihtimallerini azaltıyor.

Her Düştüklerinde Koşmayın
Yolda düşen bir çocuğun hemen yanına koşmak en doğru şey gibi gelse de, biraz bekleyip kendi kendilerine kalkıp kalkamadıklarına, kendilerine gelen zararın ne olduğunu değerlendirmelerine ve yardıma ihtiyacı varsa istemelerine zaman vermek daha doğrudur. “Herşey onların çabuk toparlama ve dayanıklılıklarını oluşturmak içindir” der Paul Tough, Çocuklar nasıl Başarır (Random House) kitabının yazarı. Ve devam eder “Çocuklarımızı kötü şeylerden korumaya çalışmak aslında onlara en büyük zararı verir. Bu şekilde onların kişiliklerini geliştimelerine engel oluruz”. Bir çocuğun karakteri, onun dayanıklılığı, plan yapabilmesi, odaklanması hayatta  IQ veya sınav sonuçlarından daha önemlidir.

Ebeveynler Arasındaki Anlaşmazlıklar Çocuklardan Saklanmamalı
“Tartışmamak gerçekçi değil ama daha iyi tartışmayı öğrenebilirsiniz” der OneplusOne ilişki vakfınından Dr..Catherine Houlston. Dr. Houlston’ın yaptığı bir akademik araştırma bu tartışmaların nasıl olduğunun çocuklar üzerinde daha etkili olduğunu ortaya çıkarmıştır. Araştırmaya gore yıkıcı taktikler söz gelimi fiziksel veya sözlü tehditler, somurtmak, küsmek, alıp başını gitmek veya çocukları odak noktası haline getirmek, uç noktalarda çocuklarda baş ağrısı, karın ağrısına neden olabilir hatta büyümelerini bile etkileyebilir. 
Houlston’ın iyi tartışmadan kastı ise “tartışmayı uzlaşmayla çözmeye çalışmak, farklı öneriler sunmak, karşısındakinin görüşünü dinlemektir. Tartışırken espri yapmak, şefkat göstermek ve sakin kalabilmek çocuğa anlaşmazlığın ailenin devamına bir tehlike oluşturmadığını gösterir.” Onlar  anlaşmazlığın çözümlendiğini görmelidir.

Gayet iyi niyetle yapıyor olsakta bu günahlarımıza bir göz atıp, davranışlarımıza yeniden yön vermeye ne dersiniz? Bu şekilde hem bizim hem de çocuklarımızın yaşantısı daha rahat olacaktır. Bence buna değer...



Kaynak




Not: Bu yazı Alternatif Anne’de 06.05.2014tarihinde yayınlanmıştır. http://alternatifanne.com/iyi-niyetli-gunahlarimizla-bas-etmenin-yollari/