Sevdiklerimizden uzak kaldığımız şu olağanüstü günlerde her özel gün daha da derin hissediliyor sanki. Tüm özel günler arasında ise anneler gününün yeri çok ayrı. Anneler her evladın hassas noktası. Ya onarılamaz büyük yaralar içeriyor annelerle ilişkiler, ya da yeri doldurulamaz bir sevgi.Annelik özverili bir iş; doğurmak herkesi anne yapıyor belki ama gerçek annelik doğurmakla olmuyor. Bir canlıyı kendi varlığından daha çok seven, her koşulda onun yanında olmaya devam eden, kendi doğurmamış olsa bile birilerine annelik yapan, yüreğinde anne şefkatini besleyen, anneliği hak eden herkesin anneler günü kutlu olsun. Sonsuzluğa ulaşan tüm vefalı anneleri de saygıyla anıyorum.
10 Mayıs 2020 Pazar
Annelik
23 Nisan 2020 Perşembe
Çocuk Bayramı
Çocuklar ve bayramlar birbirinden ayrılamaz. Eğer o bayram bir de çocuk bayramı ise anıları tükenmek bilmez. Çocukluğumun her 23 Nisan’ında okulumuzdaki
çocuk balosuna gider arkadaşlarımızla dans eder, eğlenirdik. Her 23 Nisan o
baloyla bizim için daha da özel olurdu.O balolardan bir tanesinde sahneye
çıkıp şarkı söylemiştim. O dönemin çok sevilen “Küçük Kız” şarkısıydı. Bu
resim o günden ağabeyimle dans ederken. Sahnedeki resmimi bulamadım. Hala çok severim şarkı söylemeyi. O anki
duygularım şu an gibi hatırımda. Üstünden yıllar geçse de çocukluğumuz bize
kendimizle ilgili ne çok şey anlatıyor değil mi? Her çocuk da kendi geleceğiyle ilgili çok şey anlatır. O nedenle çocukların gözlerinin içine bakın, onları dinleyin ve saygı duyun. Onlar bugünün geleceğe aynası. İşte tam da bu nedenden
dolayı 23 Nisan çok özel bir bayram. Ama sadece çocuklara armağan edilmiş olduğu için değil, savaştan çıkmış yorgun bir ulusun demokrasiye adımının attırıldığı tarih olduğu için de çok özel bir gün. Bugünü kutlayalım, hem çocuklarımızla hem de bir zamanlar çocuk
olan kendimizle! Ve unutmayalım ki her
büyük bir gün çocuktu, her çocuk da bir gün büyük olacak...15 Nisan 2020 Çarşamba
Yaşam ve Ölüm
Umarsızca şakımasına uyandım bir
kuşun, adeta ıslığıyla şarkı söylüyordu. Uzun bir kış olmuştu. Ağzını açan
herkesin söylendiği, başına nasıl felaketler geldiğini, kendisi için ne
zor günler olduğunu anlattığı bir kış bitmeye çalışıyor ama bitemiyordu.
Gün aydınlanmıştı ama daha çok erkendi. Bir ben duyuyordum sanki o kuşu, hem tüm ev halkı de hem sokak uyuyordu hala. Uzak topraklarda başlayan savaş Çin'den sonra Avrupa'ya da sıçrayıp İtalya'da patlak vermişti. Düşman
görünmez bir hızla ilerliyordu. Hakkında bin türlü söylenti vardı. İtalya'dan düşmanın nasıl azılı olduğu, insanları nasıl zalimce sevdiklerinden ayırdığı haberleri geldikçe savaş
tamtamlarının sesleri daha da bir yükseliyordu. Ne olduğunu bilmediğimiz bir
düşmana karşı korunmaya çalışmak oldukça endişe vericiydi.
İşte böyle bir dönemde, hem anne hem de evlat olmanın ağırlaştığı, gurbetin tam gurbet olarak içime işlediği bir günde, ateşten sırılsıklam, sessizce yatakta kıvrılmış bir şekilde kuşun sesini dinliyordum. Artık uyuyamazdım. Karanlık düşünceler ve bilinmezler uykusundan kuşun ıslığı uyandırmıştı beni. Ben uyurken kış bitmiş de, bahar mı gelmişti yoksa? Yorgun ve karışık duygu halim dağıldı, ateşten terlemiş bedenimi hissetmez, öksürükten yorulmuş nefesimi duymaz bir halde ayaklandım ve aklımdan geçenleri yazmaya koyuldum. Ne zaman bu hale geldi insanlık? Ne zaman duymaz olduk birbirimizin sesini? Ne zaman doymaz oldu gözler? Ne zaman en yakınımız bu kadar uzak oldu?
Covid-19 alarmı verilmiş ama okullar kapatılmamıs, evde kal kuralları daha ilan edilmemişti. İş, ev, okul, çocuklar, ödev, yemek, alısveriş sarmalı içinde koşuştururken olayın ciddileşen boyutu gözden kaçıyordu. Teslim tarihine yetiştirmeye calıştığım makale, Covid-19 ihtimalini hiç kondurmadığım ateş ve öksürük, ev işleri ve aile sarmalı içinde boğulmuştum adeta. En son Türkiye'deki Suriyeli göcmenler Ege denizine salındı, Yunan botları onları suda geri çevirmeye çalıştı ve bir sürü masum çocuk ve insan sefil oldu ya işte orada yakalamıştım ben dünya gerçekliğini ve tam da orada kaybolmuştum yine. Artık ötesini görmek de istemedim duymak da! Aylardır Brexit'den başka tek konu konuşulmayan Britanya ortamında "insanlık ölmüş artık, bir hayır gelmez bu dünyadan" diyerek insan olduğumdan utandığımı hatırlıyorum en son.
Sürekli kendini tekrar eder bir şekilde tarihin sayfaları birer birer aralanırken, pek çok insanlık suçunun nasıl gerçekleşebildiğine, olanlara nasıl müsaade edildiğine akıl erdiremezken yanı başında olanlara göz yuman insanlar dolu ortalık. İşte böyle bir dönemde karşımıza çıktı bu görünmez düşman. Britanya başbakanın "sevdiklerinizi erken kaybetmeye hazır olun" diye açıklama yapması ve aynı günlerde Türkiye'nin Britanya ile uçuşlarını durdurması sevdiklerimize istesek de ulaşamayacağımız gerçeğini yüreğimize mıh gibi oturttu. Sevdiklerimiz orada, biz burada yalnız kaldık. Kafada binbir düşünce ve kötüleyen belirtilerle, doktorla konuşmam sonrasında en nihayetinde Covid-19 olduğuma inanarak (ama test yapma şansım olmadığı için hiçbir zaman emin olamayarak) virüsü aileme bulaştırmamak için kapandığım odamda, kendi kendime iyileşmeye çalışırken, o kuşun sesiyle tekrar umut buldum. Adeta o kuş gibi 'cik, cik' diye aramaları sormaları bitmeyen, çorbadan çikolataya, süte kadar kapıma taşıyan arkadaşlarım ve hızlıca örgütlenen yerel yardım grupları bana moral oldu. Bir yanda korkunç acılar yaşanırken, salgın öncesindeki kutuplaşma ve ayrışma tüm dünyada yerini dayanışma ve bütünleşmeye bıraktı. Tüm bunlar olurken, insanlığın bu yaşadıklarının ne bir ilk ne de son oldugu gerçeği, başımıza gelenlerin -büyük bir talihsizlik olduğu- ama kurtuluşun birimizin değil hepimizin çabasıyla gerçekleşeceği ve bu günler geride kaldığında önemli olanın bu savaşta hangi safta yer aldığımızın olacağını düşünmek yüreğime bir parça su serpti.
İşte böyle bir dönemde, hem anne hem de evlat olmanın ağırlaştığı, gurbetin tam gurbet olarak içime işlediği bir günde, ateşten sırılsıklam, sessizce yatakta kıvrılmış bir şekilde kuşun sesini dinliyordum. Artık uyuyamazdım. Karanlık düşünceler ve bilinmezler uykusundan kuşun ıslığı uyandırmıştı beni. Ben uyurken kış bitmiş de, bahar mı gelmişti yoksa? Yorgun ve karışık duygu halim dağıldı, ateşten terlemiş bedenimi hissetmez, öksürükten yorulmuş nefesimi duymaz bir halde ayaklandım ve aklımdan geçenleri yazmaya koyuldum. Ne zaman bu hale geldi insanlık? Ne zaman duymaz olduk birbirimizin sesini? Ne zaman doymaz oldu gözler? Ne zaman en yakınımız bu kadar uzak oldu?
Covid-19 alarmı verilmiş ama okullar kapatılmamıs, evde kal kuralları daha ilan edilmemişti. İş, ev, okul, çocuklar, ödev, yemek, alısveriş sarmalı içinde koşuştururken olayın ciddileşen boyutu gözden kaçıyordu. Teslim tarihine yetiştirmeye calıştığım makale, Covid-19 ihtimalini hiç kondurmadığım ateş ve öksürük, ev işleri ve aile sarmalı içinde boğulmuştum adeta. En son Türkiye'deki Suriyeli göcmenler Ege denizine salındı, Yunan botları onları suda geri çevirmeye çalıştı ve bir sürü masum çocuk ve insan sefil oldu ya işte orada yakalamıştım ben dünya gerçekliğini ve tam da orada kaybolmuştum yine. Artık ötesini görmek de istemedim duymak da! Aylardır Brexit'den başka tek konu konuşulmayan Britanya ortamında "insanlık ölmüş artık, bir hayır gelmez bu dünyadan" diyerek insan olduğumdan utandığımı hatırlıyorum en son.
Sürekli kendini tekrar eder bir şekilde tarihin sayfaları birer birer aralanırken, pek çok insanlık suçunun nasıl gerçekleşebildiğine, olanlara nasıl müsaade edildiğine akıl erdiremezken yanı başında olanlara göz yuman insanlar dolu ortalık. İşte böyle bir dönemde karşımıza çıktı bu görünmez düşman. Britanya başbakanın "sevdiklerinizi erken kaybetmeye hazır olun" diye açıklama yapması ve aynı günlerde Türkiye'nin Britanya ile uçuşlarını durdurması sevdiklerimize istesek de ulaşamayacağımız gerçeğini yüreğimize mıh gibi oturttu. Sevdiklerimiz orada, biz burada yalnız kaldık. Kafada binbir düşünce ve kötüleyen belirtilerle, doktorla konuşmam sonrasında en nihayetinde Covid-19 olduğuma inanarak (ama test yapma şansım olmadığı için hiçbir zaman emin olamayarak) virüsü aileme bulaştırmamak için kapandığım odamda, kendi kendime iyileşmeye çalışırken, o kuşun sesiyle tekrar umut buldum. Adeta o kuş gibi 'cik, cik' diye aramaları sormaları bitmeyen, çorbadan çikolataya, süte kadar kapıma taşıyan arkadaşlarım ve hızlıca örgütlenen yerel yardım grupları bana moral oldu. Bir yanda korkunç acılar yaşanırken, salgın öncesindeki kutuplaşma ve ayrışma tüm dünyada yerini dayanışma ve bütünleşmeye bıraktı. Tüm bunlar olurken, insanlığın bu yaşadıklarının ne bir ilk ne de son oldugu gerçeği, başımıza gelenlerin -büyük bir talihsizlik olduğu- ama kurtuluşun birimizin değil hepimizin çabasıyla gerçekleşeceği ve bu günler geride kaldığında önemli olanın bu savaşta hangi safta yer aldığımızın olacağını düşünmek yüreğime bir parça su serpti.
O kuşun umut dolu şarkısı ve dost çorbalarının katkısıyla, ne olduğunu anlamadığım ve belki de hiç bilemeyeceğim, o hastalık bitti. Dışarı ilk çıktığımda üç hafta evden çıkamayan bana ortalığın bir hayalet şehre dönüştüğünü görmek çok üzücü geldi. Kendime gelir gelmez hastalık durumunda yardıma ihtiyacı olan komşulara destek olmak amacıyla bizim sokağın Covid-19 yardım grubunu
oluşturdum. Bayağı bir katılım oldu, içim huzur doldu. Ardından gelen birkaç gün
Paskalya tatili hepimize iyi geldi. Hastalık, iş, uzaktan eğitim ve moral bozukluğu karmaşasında fazlaca ihmal ettiğim çocuklarımla uzun
süredir yapılamayan kurabiyeler, patlatılamayan mısırlar, boyamalar ve filmler eşliğinde tembellik yaptık. Şükür diyerek geçirdiğimiz
anlarla dopdolu bir ev tatiliydi.
İnsanlığın varlığından bu yana yaşanan büyük değişim ve dönüşümlerin başka türlüsüne şahitlik ediyoruz. Bir tarafta ölüm var, diğer tarafta hayatta kalma çabası devam ediyor. Bir şeyler biterken yeni bir şeyler başlıyor. Yeni bir tarih yazılıyor ve biz de bunun bir parçasıyız. Tarihi hep beraber, insanlığın lehine yazma şansımız var; ne dersiniz?
Resim: Gustav Klimt, Death & Life
24 Kasım 2019 Pazar
Çocukların Mucizeleri Öğretmenler
Çocukluk öyle bir dönemki 100 yaşına da
gelsen hep seninle oluyor; çocukluk kahramanların (bazen kabusların) hiç seni
terk etmiyor.
Ben o şanslı
insanlardandım, bir sürü mucize değdi hayatıma; benim kahraman öğretmenlerim
oldu. Öğretmen bir anne, bir süre öğretmenlik yapmış bir baba, öğretmen teyze,
enişte ve amcalı bol öğretmenli bir aile içinde büyüdüm. Aile dostlarımız,
öğretmen teyzelerim, amcalarım, öğretmen çocuğu bir sürü arkadaşım oldu.
Şimdi çocuklarımın
da mucize öğretmenler tanıması, ilham bulması ve sevdikleri şeyleri yapabilmesi
için uğraşıyorum.
Bir çocuğun
hayatının yönünü olumlu olarak değiştirme uğraşı içinde, onun mucizesi olmayı
başaran, tüm değerli öğretmenlerin günü kutlu olsun. Benim hayatıma giren
tüm kahraman öğretmenlerimi de ayrıca kutluyorum. Unutulmuyorsunuz. ❤️
16 Haziran 2019 Pazar
Babalar Günü
Sadece
bir çocuğu doğurmakla anne olunamayacağı
gibi, salt bir çocuğun dünyaya gelmesine katkıda bulunmakla da baba olunmaz.
Bir
çocuğu dünyaya getirip büyütmenin öneminin bilincinde olan, onlara here koşulda
sahip çıkan, yanlarında olan; hayat koşulları içinde kendilerini baba rolü
içinde bulan veya birilerine babalık yapan; gönülleri sevgi dolu tüm vefalı
babaların Babalar Günü kutlu olsun.
Etiketler:
Baba,
babalar günü,
çocuk,
evlat
4 Haziran 2019 Salı
Mutlu Bayramlar
Bereket ve huzur dolsun evimize diye tüm evin
camlarının ve kapılarının açıldığı, demlenmiş çay ve börek kokusunun evin her
köşesini sardığı, koşuşturan bir anne bayramlarına uyandık biz çocukluğumuzda.
İlk gençliğimde uzaklaşmış olsam da bayramlardan, şimdi memleketten çok uzakta
kutladığım her bayramda -hele de çocuklarımla- daha da derinleşiyor
çocukluğumun bayramlarının izleri.
Tarihine, kültürüne ve geleneklerine fazlaca sahip
çıkan bir ülkede yaşıyor olmakla mı, yoksa yaş almakla mı ilişkili bu hisler
bilmiyorum.Tek bildiğim köklerimiz daha bir derinleşirken çocukluğumuzun
anıları ve kokuları daha da belirginleşiyor ve bazı şeylerin kokusu yıllar
geçse de değişmiyor. Bayram sabahı kahvaltıları, bayram kahvesi, baklavası,
hepsi burnumuzda tütüyor böyle günlerde.
O nedenle eğer kalabalık sofraların, aile
sohbetlerinin, el öpüp sarılmanın, hal hatır sormanın, hediyenin, bayramlığın,
harçlığın hala sürdüğü ve sürdürüldüğü bayramlarınız varsa sıkı sıkı tutunun
onlara; çünkü o anlarla çocuklarınızın en önemli anılarını yazıyorsunuz.
Güzel anıları yaşayıp aktarabileceğiniz nice mutlu
bayramlarınız olsun. Bayramınız kutlu olsun.
8 Mart 2019 Cuma
Kadınlar Günü
Bugün
Dünya Kadınlar Günü. Her yıl olduğu gibi, bugün de, kadınların ne kadar
kıymetli varlıklar olduğu, haklarının ödenemeyeceği konuşulacak, yazılacak,
çizilecek. Oysa bugün “kadınlar el
üstünde tutulmalıdır, zaten tüm kadınlar çiçektir” söylemiyle kutlanacak bir
gün değildir. Kadınlar çiçek değildir ve el üstünde tutulmak da istemezler. Her
insanın olduğu gibi kadınların da temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasın
yeter.
8
Mart'ın Kadınlar Günü olarak kutlanması 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde
yaşanan bir olaya dayanıyor. 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları
istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar. Ancak polisin işçilere
saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında
işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın
işçi can verir. 8 Mart 1960’da Birleşmiş Milletler bugünün Dünya Emekçi
Kadınlar Günü olarak tanınmasına karar verir ve gün 8 Mart Kadınlar Günü
olarak kabul görür.
Kadın
Hakları 70 yıl önce Birleşmiş Milletler tarafından dünyadaki her insan için
tanımlanmış olan haklardan farklı değildir aslında. Kadın hakları, insan
haklarıdır. Bu haklar şiddete, köleliğe ve ayrımcılığa maruz kalmadan yaşama
hakkı, eğitim hakkı, mülk edinme hakkı, oy kullanma hakkı ve adil ve eşit gelir
hakkıdır. Yani bu haklar zaten her insanın hakkıdır ve doğal olarak kadınların
da. Oysa uygulama öyle değil çünkü kadınları güçlü ve eşit kılmak kadın
haklarını kazanmakla bitmiyor. Mesele bu hakları tek tek kadınlara veya kız
çocuklarına vermekten daha çok, ülkelerin ve toplumların işleyişlerini
değiştirmek ve bu hakları uygulanabilir kılmaktır. Yasaları, politikaları
değiştirmek, akılları, kalpleri kazanmak, güçlü kadın organizasyonlarına ve
hareketlerine yatırım yapmaktır.
Birleşmiş
Milletler tarafından tanımlanmış haklar arasında başlık olarak belirtilmemiş
ancak söz konusu hakların pratikte var olabilmesi ve kadının eşitliği ve
güçlenmesi için güvence altına alınması gereken başka konular da var. Çocuk
yaşta evlilik, aile içi şiddet, ev içi işçileri, cinsiyet eşitliği, namus
cinayetleri, cinsel şiddet ve tecavüz, silahlı çatışma ortamında kadının cinsel
istismarı, üreme hakları ve kürtaj, kadın sağlığı ve kadın sünneti bunlardan
bazılarıdır. Kadınların ciddi anlamda suistimale uğradığı bu konularda
düzenleme ve güvence olmadıkça kazanılmış olan kadın haklarının da bir anlamı
yoktur.
Pek
çok az gelişmiş ülkede kadın haklarından söz etmek mümkün değildir ancak durum
gelişmiş ülkelerde de sevindirici değil maalesef. Söz gelimi kadınların en çok
mağduriyet yaşadığı aile içi şiddette Birleşik Krallık’da son 1 yıl içindeki
polis kayıtlarına göre:
- Dakikada bir aile içi şiddet vakası polis raporlarına yansıyor.
- Her dört kadından biri hayatının bir döneminde aile içi şiddete maruz kalıyor.
- Her hafta iki kadın ya eşi ya da beraber yaşadığı kişi tarafından öldürülüyor.
- Her dört erişkin kadından biri cinsel saldırıya maruz kalıyor.
- Her sene 250 adet zorla evlendirme vakası rapor ediliyor.
- Ayda bir kadın namus cinayetine kurban gidiyor.
- Polise bildirilen tecavüz vakalarının sadece %5’inde suçlu mahkemeye intikal ediyor.
- 20.000 den fazla kız çocuğu Kadın Sünneti riski taşıyor.
- Her sene yaklaşık 1420 kadın cinsel istismar amacıyla Birleşik Krallığa yasa dışı yollarla getiriliyor.
Kısacası
günümüzde kadın haklarında çok yol alınmış olsa da gelinen nokta hiç iç açıcı
değil. Dünyada şu an daha çok kadın okuyor ve çalışıyor olabilir ama yine de
erkek çocuklarına oranla daha fazla kız çocuğu okula gitmiyor. Siyasete katılan
daha fazla kadın var ama hala Türkiye’de meclisin sadece % 17.4 ü, İngiltere’de ise %32.2’si kadınlar tarafından temsil ediliyor.
Kadınlar yönetime katılmadıkça ve ana karar mekanizması içinde yer almadıkça
kadınları daha fazla kucaklayan bir sistemin olması beklenemez.
Kadınlar
toplumun en önemli kurumu olan ailenin bel kemiğidir. Kadınlar kız kardeştir, eştir, anadır. Sağlıklı bir
topluma ulaşmanın yolu sağlıklı çocuklara sahip olmaktan geçer ki bu da beden
ve akıl sağlığı yerinde olan kadınların yapacakları doğru seçimlerle dünyaya
getireceği ve yetiştireceği çocuklarla mümkündür. Bir toplumun iyileşmesi o
toplumdaki kadın haklarının toplumun ve sistemin her noktasına nüfus etmesiyle
mümkündür.
Çocuk
yaşta evlenmek zorunda bırakılmayan; eğitimine istediği kadar devam edebilen;
kiminle ne zaman evleneceğine, çocuk sahibi olup olmamaya veya olacaksa bunun
ne zaman olacağına kendi karar verebilen; babasından, abisinden, eşinden şiddet
görmeyen; hamilelikte ve doğumda hayatını kaybetmemek için iyi kalite sağlık
hizmetine erişebilen; işinde erkek çalışma arkadaşıyla aynı maaşı alan; ne
barış ne de savaş ortamında tecavüz korkusu yaşamayan; cinsiyet ve kimliğinden
bağımsız olarak eşit ve ayrımcılığa maruz kalmadan yaşayabilen kadınlar dünyayı
iyileştirir, güzelleştirir.
Tek
başına bir kadın bunu başaramaz, ancak birlikte başarılabilir. Tarihe bir göz
atıldığında tüm kadın haklarının kadınların elbirliğiyle mücadelesi ile
kazanıldığı görülür. Aşağıda kadın
hakları konusunda aktif olarak çalışmış ya da fikirleriyle kadınlara ilham vermiş
bir iki kadından alıntılar paylaşmak istiyorum. Hepsinin ortak görüşü de kadın hakları mücadelesinin
hep birlikte yapılması gerektiği ve bu kazanımın toplumun genel iyiliği için
olduğu üzerinedir. Bunlardan yazar Simon de Beauvoir "Konu
kadınların erkeklerin elinden gücü alması değildir; çünkü bu düzenle
ilgili bir şey değiştirmez. Asıl konu güç kavramını yok etmektir"
demiştir. İngiltere'de kadınlara seçme
seçilme hakkının kazanılmasını sağlayan aktivist Emmeline Pankhurst'un
söylediği de farklı değildir aslında
"İnsan ırkının diğer yarısını özgürleştirmeliyiz ki onlar da diğer
yarının özgürleşmesine yardım etsinler."
Ve son olarak yazar Virginia Woolf
"Bir kadın olarak ülkem yok. Bir kadın olarak ülke istemiyorum. Bir
kadın olarak ülkem tüm dünya" diyerek kadınlığın din, dil ve sınır
tanımadığına ve bu sayede herhangi bir coğrafyada atılan bir adımın, bir
kazanımın, tüm dünya kadınlarını ve haklarını etkilediği gerçeği ve gücünü
vurgulamıştır.
8
Mart Dünya Kadınlar Gününüz kutlu olsun. Kadın doğarak veya kadın hissederek,
kadının gücünü hafife almayarak, mücadele etmekten çekinmeyerek, hayatın her
alanında haklarınızın farkında ve onları sonuna kadar kullanarak yaşayacağınız
insanca, kadınca, günleriniz olsun. Günümüz kutlu olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





