29 Eylül 2015 Salı

Çünkü Ben Sadece Anneyim...



Klasik bir sonbahar yaşıyoruz Londra'da. Okullar başladı, havalar soğudu. Bu hafta olduğu gibi güzel güneşli günler de yok değil ama gün içindeki ısı farkı artık havaların döndüğünü gösteriyor.
 
Okulların açılması, havaların soğuması gibi sonbahar göstergelerin günlük yaşamımıza etkisi ise sabah koşuşturmaları, Dalya'nın yeni ders programına ısınma ve  okul temposuna tekrar alışmasına destek çalışmaları, okul sonrası aktivitelerine dönüş ve değişen hava doğrultusunda eksiklerin ortaya çıkması ile birlikte sürekli bir alışveriş  şeklinde oluyor. 

Boyu omzuma yaklaşan, hala çocuksu  izler taşısa da, biraz da genç kızlık havası taşıyan Dalya bu seneye daha net zevk ve seçimlerle daha bir bağımsız başlarken, ona adımları her geçen gün hızlanan Lara eşlik ediyor.  Hala tek başına uzun mesafeler almaya çekinse de, yürüme isteği ve hızlı hareketleriyle anlayamadığımız bir dilde sürekli konuşan bir Lara var bu sonbahar bizimle.

Ara ara yakalayabildiğim kelimeleri beni hayrete düşürüyor. Evde sürekli Türkçe konuşuluyor olsa da çevreden duyduğu İngilizce'yi  Türkçe ile harmanlayarak kullanması  oldukça ilginç. Aferin dediğimizde kendini alkışlarken "good girl" ve "twinkle twinkle" kitabını isterken "twinkle" dediğine tanık oldum. "Hi" ve "bye", "mummy" derken bir yandan da "kalk, koy, anne, baba, Dalya, bebek, mama, meme, su, ee ee" gibi Türkçe kelimeler kullanıyor.  
 
Evimizin geleni gideni ve hareketi  hiç eksik olmadığından çok renkli bir dünya içinde büyüse de Lara artık onun da kendine ait bir sosyal yaşamı olmalı diye düşünüyorum. Güvenli bir şekilde yürümesiyle oyun gruplarında rahatlıkla koşturabilir hala gelecek. İşte o zaman da farklı bir tempo başlıyacak hayatımızda.  
 
Kendi zevkleri ve kararlarıyla artık bizden ayrı bir dünyası olan, beraber zaman geçirdiğimizde bile ara ara  kendi dünyasına kayan Dalya'nın artık bayağı uzakta olan bebekliğini farkettikçe ben daha bir sıkı sarılıyorum Lara'ya. Onun da her geçen gün biraz daha bebeklikten çıktığını gözlerken her anını yakalamaya çalışıyor, gözlerimde ve zihnimde dondurmaya çalışıyorum o sayısız anı. Ne merakla genç kızlığa doğru hızla ilerleyen Dalya'nın kendine kapanışını, ne de henüz çok güvenli yürümeden koşmak isteyen ve  kendini bize anlatmaya çalışan Lara'nın heyecanını kaçırmak istiyorum. Zaman onlarda yarattığı değişikliklerin farklı türünü bende de yaratıyor biliyorum.  Ayrıca yapmak istediğim binlerce şey var  ama  ben yine de koşturmadan, sindire sindire kızlarımın büyüdüğünü izlemek ve de bu anları doyasıya yaşamak istiyorum;  çünkü ben sadece anneyim. 

10 Eylül 2015 Perşembe

Giden Bir Yazın Ardından...

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. En son yazım okulların kapanışıyla ilgili idi. Sanmayın ki tatil nedeniyle ara verdim yazılarıma. Tatilde bolca  yazmaktı hedefim ancak biri 8.5 yaşında, biri  15 aylık iki çocukla eş desteği olmadan tatile çıkmak zormuş. Ona tatil denmezmiş. Ben durumun böyle olacağını önceden biliyor olsam da meğer bilinçaltımda beklentilerim farklıymış.
Şimdi bir yazı daha sonlandırıp Türkiye'den 10-15 derece düşük ısıda tam son bahar havasının hakim olduğu Londra'da okulların başladığı rutin koşturmalı günlerimize geri döndük. Şu an yeni yaşam tempomuza yarı uyum sağlamış halde güneş bizden hayli uzak olsa da hala kendini hissetiriyorken memlekette, ben yaz tatilimizi bir özetlemek istiyorum size:  tatilimiz nasıldı, iki çocukla bütün yaz ne yaptım,  niye yazamadım,? İşte bu soruların cevapları:

Dalya ve Lara ile Londra-İstanbul hattında iki koca bavul, iki sırt çantası ve bir keman eşliğinde yaptığımız yolculuk, Londra'dan bir saat gecikmeyle kalkan uçak yolculuğu, İstanbul'a inişte uçak çıkışına gelmeyen bebek arabasından dolayı kucakta taşınan Lara ve uzun bagaj bekleme macerası sonucunda bavulları taşıma ve yerleştirme mücadelelerinde bacaklarda oluşan sayısız morluklarla sona erdi. 

Babaannemizin evine yerleştikten sonra derin bir nefes alıp rahatladıysam da daha önceden öngöremediğim başka bir sorun olduğunu anlamam çok sürmedi. O da Lara'nın herkesi ve herşeyi yabancılamasıydı. Kucağımdan ayrılmayan minik kızım beni görmediği an çığlık çığlığa ağlıyordu. Londra'daki yaşantımızda gayet sıcakkanlı olup kimseyi yabancılamayan Lara demek ki bildiği düzene pek de alışmış. Mekan değişikliğiyle ne yazık ki huzuru kaçmıştı, benimki de tabi. İstanbul'da geçirdiğimiz 3 gün Lara ile yapışık bir şekilde geçti. Zamanla bu durumun azalacağını düşünüyordum.

Sonrasında deniz tatili yapmak için anneanne ve dedenin yanına Ören'e geldik. Lara'nın bana düşkünlüğü orada da devam etti.  Çok büyük yardım ve destek beklediğim anneanneyle arasına ciddi bir mesafe koyan Lara'dan, daha kolay benimsediği babamın varlığı ile arada nefes alma şansım olsa da o boşlukları da 8.5 yaşındaki Dalya'nın bol yüzmeli, aktif dinamik ve entellektüel olarak da kitap- film sohbetli beklentisi doldurduğundan kendimle geçirebilecek tek bir anım kalmıyordu.  Kendimi fiziki olarak güçlü hissettiğim her anda da İngiltere'de güneşden mahrum kalan çocuklarımı güneşten ve denizden faydalanmalarını sağlamak için sürekli denize taşıyıp, Lara'ya denizi sevdirip Dalya'nın denizdeki akrobatik hareketlerine cevap vermeye çalışan bir tempoda bir nevi ağır kölelik halinde geçirdim. Lara'nın peşimden ayrılmaması, benim aralıksız koşuşturmam ve annemle babamın hayatına getirdiğimiz rengin yanısıra yarattığımız yorgunluğun sonucunda iki haftamızı tamamladığımızda artık bunun bir tatil olmadığı konusunda hepimiz hem fikir olmuştuk.

Bu sürenin sonrasında mucizevi bir şekilde anneannesinin yanına yaklaşmasına izin veren Lara eşimin tatil için bize katılmasıyla her şeye alışmış bir şekilde onu karşıladı. Nihayet Dalya'nın koşuşturmalarını devralan eşim ve Lara'nın bahçe gezmelerini yapan babam ve en sonunda Lara'yla oynama şansı olan annemin katkılarıyla benim biraz soluklanma şansım oldu. İlk fırsatta kendimi doğaya vererek deniz kokusunu içime çektim, kumda yürüdüm ve korkunç sıcak günlere rağmen güneşe şükrettim.

Kendime ayırmaya çalıştığım kısa kaçışların yanı sıra bolca kızlarımın deniz, güneş, kum ve toprakla bütünleşmelerini ve ailemle kaynaşmalarını izledim. Mutlu oldum.

Güneşi, denizi, doğası, muhteşem sebze ve meyveleriyle ülkemizdeki bolluğa ve çeşitliliğe bir kere daha hayran kalarak ayrıldık Ören'den. İstanbul'da geçirdiğimiz son 10 günde babaanne, hala, kuzenler, dayılar ve arkadaşlarla kaynaşarak geçti. Çoluklu çocuklu bir iki hoş arkadaş toplantısı, bir iki güzel İstanbul köşesi kaçamağı ve vapur sefası çok iyi geldi. Yaz tatilinden dolayı göreceli olarak İstanbul'un boş olması ve havanın biz oradayken serinlemesi İstanbul günlerimizi daha da keyifli kıldı.

Sonuç olarak biri büyük biri küçük iki çocuğun birbirinden çok farklı ihtiyaçlarını sürekli karşılama çabasının yarattığı yorgunluğa rağmen Türkiye tatili aile, arkadaş, deniz ve güneşiyle bize iyi geldi. Böylelikle bir yaz tatilini daha geride bıraktık.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Okul Yılı Daha Bitiyor...


İngiltere'de bir okul yılı daha bitiyor. Türkiye'ye gore daha az yaz tatili var okulların burada: toplam 6 hafta. İngiltere'de yazların çok sıcak olmamasına bağlı olarak çocukların okuldan çok uzun süre ayrı kalmaması için 6 hafta tatil uygun görülmüş. Özel okulların çoğu tatil oldu bile, ama devlet okullarının bir kısmı bu hafta, geri kalanı da önümüzdeki hafta içinde tatile girecek. Dalya'nın okulu önümüzdeki hafta Salı günü kapanıyor mesela.

Dalya okula başladığından bu yana her sene Haziran sonu ve Temmuz ayı olağan dışı bir yoğunluk olur hayatımızda. Bütün sene devam edilen okul sonrası aktivitelerin yıllık gösterileri, okulda yaz festivali, spor günü, okul raporlarının (Türkiye'deki karne) verilmesi, yeni sınıf ve öğretmenle tanışılması, öğretmen hediyesi için para toplamalar, yıl sonu bir araya gelmeler vs.  Tüm bunlar zaten farklı bir koşuşturma içinde olduğumuz Türkiye yaz tatilimiz öncesine denk geldiği için, aynı Noel dönemindeki gibi, inanın bu dönemde herşeyi bırakıp hep bir kaçmak istiyorum ben. 

Dileğim bu olsa da, burada olup bunca koşuşturma içinde içimi kaplayan karmaşık duyguları yaşamak da istiyorum tabii ki.  Kızım bir yıl daha büyüyor, sorumlulukları ve yüklerinin daha bir arttığı bir okul yılına başlayacak ve dolayısıyla oyuna daha az zaman ayıracak olması üzüyor beni. Öte yandan biraz daha büyüyüp kendini daha bir bilecek olması ve kendi kendine daha yetebiliyor olması da hoşuma gidiyor. Karışık duygular anlayacağınız.

Başka heyecanlarımız daha var. Dalya'nın okulunda iki senede bir aynı yılın öğrencilerinin sınıfları karıştırılıyor, her sene de öğretmen ve sınıf değişiyor. Dolayısıyla her sene sonunda yeni öğretmenin kim olacağı ve her sene başında da yeni öğretmenle uyumun olup olmayacağı heyecanını yaşıyoruz biz.

Bir okul yılını daha bitirirken evde de hummalı bir çalışma devam ediyor. Elimize yeni ulaşan bu yılın sınıf arkadaşları ve öğretmeni ile çekilen fotoğrafı bir öncekinin yerini alıyor; Dalya'nın odasında bu ders yılından kalan evraklar temizleniyor; öğretmene teşekkür kartı hazırlanıyor ve bir klasiğimiz olan okul sonrası aktivitelerini en çok sevdiğinden en az sevdiğine doğru sıralıyor  Dalya. Her sene sonunda bunu yaparak bazı aktivitelerini eleyip bazılarının saatini artırmayı hedefliyoruz. Bu sene de en sevdiğinin saatini artırmaya karar verdik, en az sevdiğini ise bırakmak istemedi -çok emek verdiği için. Sonuç olarak hepsine devam dedi Dalya.

Okulun son haftası okul sonrası aktiviteleri yok, ödev yok. Sadece okula gidip gelerek seneye birlikte olmayacağı öğretmen ve arkadaşlarıyla ders kaygısı olmadan zaman geçiriyor çocuklar. Böyle bir haftada okul sonrası da Dalya'nın tercih ettiği şeyleri yapmaya çalışıyoruz.  Hayatımızın Dalya etrafında geçiyor anlayacağınız.



Biri Lara mı dedi? Lara mı ne yapıyor bu arada? Lara da bebek arabasıyla bize takılıyor,  ablasının arkadaşları ile sosyalleşiyor, öpücük verme denemelerinde bulunuyor, müzik duyduğunda sallanıyor, her gördüğü gülen yüze el sallıyor ve bir an önce ablasına yetişmeye çalışıyor. Ve iki kızım da Türkiye tatiline hazırlanıyor. Bizden haberler böyle. Bizi takip eden herkese gönlünce bir tatil diliyorum. Sevgiyle kalın...




24 Haziran 2015 Çarşamba

Yeni Yürümeye Başlayan Çocuklarda Düşmeye Dikkat!


Lara'nın 3 haftadır alçıda olan kırık bacağı dün akşam açıldı. İyileştiğini söylüyor doktor ama benim için buna inanmak zor. O kadar alışmışız ki Lara'nın alçılı bacağına doktor açılacağını söyleyince "1-2 hafta daha alçıda kalsın doktor bey" diyecektim neredeyse.  Yerinde durmayan,  kıpır kıpır bir dönemde olan bir çocuğun nasıl yeni iyileşmiş kırık bacağını sağlam tutarım diye kaygılanıyorum şimdi ben tabi. Bir hafta gözlem halinde olacağız bir ağrı sızı olursa tekrar doktorla görüşeceğiz.
Tatsız da olsa böyle bir tecrübeyi yaşamamız yine bize çok şey öğretti. Yürümek üzere olan veya yeni yürümeye başlayan çocuklarda bu tür kırılmaların çok kolay olabildiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. İstemeden de olsa biz bu tecrübeyi edinmişken sizleri de bu konuda bilgilendirmek istedim. Son 3 haftadır yaşadıklarımız şöyle:
3 hafta önce Lara gece uykusu öncesinde, yatağın kenarında ayakta dikilirken, gözümün önünde, birden dengesini kaybetti ve arkaya doğru düştü. Yatağın yerden yüksekliği, düştüğü yerin halı olması ve düştükten sonraki tepkisiz halini dikkate alarak ilk anda bir zarar görmediğini düşündüm.  Ancak elleri yatak örtüsüne tutunmuş bir şekilde düşmüştü. Sanırım düşmemek için bayağı bir uğraştı ama başaramadı. Yanına gidip yerden kaldırdığımda normalden oldukça yüksek bir sesle ağlamaya başladı. O zaman kolunun  çıkmış olduğunu düşündüm. Ağlama şiddetlendi ama ağlaması için çok neden vardı;  öğleden sonra uyumamıştı, uyku saati geçmişti, üzerine bir de yere düşmüştü. Kucağıma aldım, hala ağlıyordu. Kollarını yokladım tepki vermedi, bacağına bir şey olmuş olabileceği hiç aklıma bile gelmedi. Emzirmemle birlikte ağlama şiddeti azaldı ve bir süre sonra uykuya daldı. Gece boyunca ara ara uyandı ağladı, ama her gece olduğundan farklı değildi. Yine de birşeylerden huylanmıştım. Eşimle sonrasında durum değerlendirmesi yaptık: kırık veya çıkık olsa ağrıdan uyuyamayacağına kanaat getirerek geceyi geçirdik.
Sabah normalden fazla uyudu. Sabah beslenmesi, bakımı ve giyinmesi bittikten sonra her zaman yaptığım gibi onu yatağın kenarına ayakta diktiğimde sol ayağının üstüne basmak istemediğini farkettim. Yere oturttuğumda ise normal zamanda hiç yerinde durmayan Lara'nın kımıldamadığını gördüm.  Kollarında kesin bir sorun yoktu ama sanki ayak bileği civarında bir sıkıntı var gibiydi. Farklı nedenlerle sayısız 'Acil'e gitme tecrübelerimizde saatlerce orada bekleyip mikrop kapma deneyimlerimizden sonra kesin bir sorun olduğuna kanaat getirmeden oraya gitmeme konusunda kararlıydım. Sabah uykusundan sonra hala iyi görünmüyorsa gidecektim. Sabah uykusundan sonra keyfi daha iyiydi ama ayakta durmak istemiyor, yerde de kımıldamadan sabit oturuyordu ki bu hiç normal değildi.  Bir kas incinmesi veya çıkık olabilir düşüncesi  ile sadece içim rahat etsin diye onu 'Acil'e götürmeye karar verdim. Uzun bir bekleyiş sonrası doktor muayenesi ve sonrasında çekilen filmde kaval kemiğinde kırık olduğu ortaya çıktı. Tüm bacak alçıya alındı. Bu geçici alçıydı. 10 gün sonrasına doktor randevusu verip sonrasında kalıcı alçı yapılacağını söylediler. Lara'nın bacağında şişlik ve morarma yoktu ama kalıcı alçı öncesinde önlem olarak 10 günlük sürenin geçmesi gerekiyormuş.  Doktor toplam alçı süresinin 4-6 hafta olabileceğini söyledi.

Benim için büyük bir şoktu bu durum. Şişme, morarma gibi bir durum olmadan sadece önlem için gitmiştim doktora ama tüm bacak alçılı bir şekilde eve dönüyordum şimdi. Bacağın kırık olması bir yana heyecanla ve merakla yeni yürümeye çalışan 13 aylık bir bebeğin alçılı bacakla bu kadar uzun bir süre nasıl hareket edeceğini düşünmek beni daha da çok üzüyordu. Ama düşündüğümüz kadar zor olmadı hiçbir şey.
Eve geldiğimizde onu yere bıraktığımızda hemen hareketlenip dolaşmaya başlamıştı bile. Duruma hemen uyum sağlamıştı. Evdeki tüm 'tight'larının tek bacağını kesip yeni tarzına uyarladım Lara'nın. Ancak bizi zorlayan onun hareketliliği sonucunda 4 günde 3 kere geçici alçıyı çıkarmayı başarmasıydı. Her gün elimde çıkan alçı, kucağımda kırık bacaklı bebek ile 'Acil'e gidip yenisini yaptırmak sıradan bir faaliyet olmuştu benim için. En sonunda doktor kontrolümüz öne alındı. Lara'nın bacağında şişlik ve morarma da olmadığından  kalıcı alçısı  5.gününde yapıldı. Sonrasında daha rahat ettik. Yeni alçısıyla Lara'ya rahat bir şekilde banyo yaptırabiliyorduk. Esnekliği ve hafifliği nedeniyle Lara ayağa bile kalkabiliyordu. Ablası Dalya'nın seçtiği mor renkli çorap görüntülü alçısıyla yeni tarzı ona çok da yakıştı. Tabi bu demek değil ki alçısız halini özlemedik. Çok özlemişiz. Lara şimdi bir günlük alçısız bacağa da uyum sağlamış görünüyor. Bu çocuklar inanılmaz.
Bizdeki son durum bu. Yaptığım okumalar da bu tür durumların çok yaşandığı ve tanı konulması ve tedavi şeklinde doğru yol izlendiği konusunda bizi rahatlattı. 9 ay 3 yaş aralığında görülen bu tür kırıklar (toddler fractures) yeni ayaklanan çocukların bacak kemiklerinde artan stres sonucunda olurmuş ve farketmek de tanı koymak da hiç kolay değilmiş. En önemli belirtiler kırık olan bölgede ağrı olması, o noktaya vücut ağırlığını vermek istememeleri, aksama, şişlik, morarma ve huzursuz olmalarıymış. Bu belirtilerin çekilen filmde kırığın görülmesi ile de desteklenmesi şartmış. Kırık ilk filmde görünmese de 1-2 hafta sonra mutlaka görünürmüş. Tedavi tüm bacağın alçıya alınması ve iyileşme süresi ise 3-4 hafta arasında değişirmiş. Bunların hepsi bizim tecrübemizle doğrulanıyor. Lara'nın doktoru muayene sonrasında film öncesinde "kırık olma ihtimali yüksek ama bunu filmde hemen göremeyebiliriz, eğer göremezsek haftaya tekrar film çekeceğiz göremezsek sonraki hafta tekrar..." demişti. Allahtan ilk filmde görülebildi bizim kırık ama görülemeyebilirdi de.
Bebekliğinden bu yana çok hareketli olan ve sayısız kere düşmüş 8 yaşında bir çocuğu olan bir anne olarak Lara'nın  kırığına hala şaşkınım ama iyi ki önlem olarak onu doktora götürmüşüm diyorum. Bu yazımı da sizleri uyarıp "çocuktur düşe kalka büyür" diyerek basit düşüşleri hafife almamanız için yazıyorum. Çocuklarımıza düşmemeleri için "dur, hoplama zıplama, düşersin" demek komik ve saçma ama gerekli önlemleri almamıza rağmen yaşanan bir düşüşten sonra  onları iyice gözlemleyip sonraki doğru adımı atmak elimizde.  Bu tür kazaların kimsenin başına gelmemesini dileyerek, herkese bol sağlıklı günler diyorum...
Kaynak:
http://radiopaedia.org/articles/toddler-fracture
https://en.wikipedia.org/wiki/Toddler's_fracture




 


 

3 Haziran 2015 Çarşamba

Uykusuz Annenin Çılgın Düşünceleri


"Çok zaman oldu yazmayalı yine. İki çocuklu hayatla biraz ayarım bozuldu kabul ediyorum. İlk anne olduğumdan 8 sene sonra yine uykusuz bir bebekle mücadele eden  bir halde buldum kendimi. Üstelik bu sefer gündüz tam dikkat ve ilgi bekleyen 8 yaşında da bir çocuğum var. Yani dinç olmalıyım ve de uyanık. Böyle bir tempo içinde gündüzleri bebek arabasıyla yolları arşınlarken neler yazacağımı düşünüyorum bir yandan. Evet ama bir yandan da keşke evde uyusa da ben de biraz dinlensem demekten de kendimi alamıyorum. Gündüz uyumayıp gece uyusa bari o zaman yazarım diye düşünürken, geceleri de ayrı bir uyanma temposu yaşadığımızdan, her fırsat bulduğumda uyumak oluyor tercihim. Bu fırsat da iki uyanma arasındaki tatlı gece uykuları oluyor tabii ki. Bu durumda gece de yazamadığım için yazmak daha sonraya erteleniyor hep, başka bir zamana...



İlk anneliğimde peşimi bırakmayan çılgın düşünceler de kapımı çalmıyor değil ara ara. İtiyorum aklımdan özenle onları, yok etmeye çalışıyorum güzel düşüncelerle. "Ne yapıyorsun sen? Yine kendine zaman ayıramıyorsun bak. Üstelik bu sefer iki çocuktan hiç ama hiç zaman kalmıyor kendine. Hani okumaların, yazmaların? Tam da çok keyif aldığın bir işle meşgul olmaya başlarken oldu mu bu şimdi yani? ..."


Off off! Tam can evimden vuruyor bu çılgın düşünceler beni. Sarmayın etrafımı şimdi, rahat bırakın  beni. Bu uykusuzluk çok fena, hep onun yüzünden çıkıyorlar ortaya. 'Tık'tan uyanan, zor uyuyan, az uyuyan ikinci çocuk sinirleri harap etmeye birebir. Ondan geri kalan zamanda da "benimle oynar mısın anne" veya "bana kitap oku anne" diyen ikinci çocuk var. Yetmeye çalışıyorum ama yetemiyorum. Geriye kalan yorgun, bitkin, yılgın Tuba oluyor. O yüzden vuruyorum kendimi yollara. Yağmur, çamur, çicek, böcek demeden yürüyorum sürekli. Evde kalırsam beni esir alacak olan bu düşünceleri böylelikle atıyorum bir kenara, bu sefer yenik düşmeyeceğim onlara. Evet vaktim yok kendime çünkü dolu düzgün bir annelik serüveni yaşıyorum yine. Ama geçecek, bitecek, bir bebek daha büyüyecek, bir çocuk daha girecek gençlik yoluna. Sağlıklı bir ruh ve beden lazım bana, onlara bir ömür annelik yaparken kendimi yaşamam için, okuyup yazmam için. Uzak durun benden. Bu sefer biliyorum. Oyununuza gelmeyeceğim düşünceler, bu sefer olmayacak..."

Diye yazmıştım tam neredeyse bir hafta önce, ertesi gün yayınlayacaktım yazımı. Nereden bilebilirdim beni yeni bir zorluğun daha beklediğini tam bir gün sonra. Evet, bu yazıyı yayınlayacağım gün Lara evde yumuşacık bir şekilde düştü. Ufak bir incinme, minicik bir burkulma olmuştur diye düşünürken ben, maalesef bacağı kırılmış. Bir haftadır onunla yeni hayatımıza uyum sağlamaya çalışıyoruz. Yine de bu yazımı yayınlamadan yapamadım. Kırıkla ilgili detaylar bir sonraki yazımda. Ama şunu söylemeliyim ki uykusuz annenin çılgın düşünceleri itildi bir kenara, yok oldu adeta. Şimdi sadece sarılıp yavrusunun sıcaklığına bu kadarına şükreden bir anne var, o kadar...





28 Nisan 2015 Salı

Okul, Yardım ve Dans...



Lara'ya hamileliğimin son bir iki haftasıyla başlayan ve sonrasında onu dünyaya getirdikten sonraki dönemde ana işim sanki sadece onu "büyütmek" oldu. Daha önce Dalya'nın neredeyse tüm koşuşturmaları (okula bırakıp almak, aktivitelerine götürüp getirmek) benim tarafımdan yapılırken bu süreçte destek kuvvetler devreye girdi ve ben de doğal olarak onun okul ortamından uzaklaştım. 
Bir önceki Cuma akşamı bir yılı aşkın bir süredir Dalya'nın okulunda devam eden inşaat çalışmalarının sona ermesiyle birlikte yeni okulun açılış kutlaması vardı. Biletleri aylar önce satışa çıkarılan kutlama geleneksel halk dansı (barn dance) konseptinde olacaktı. Öncesinde fazlaca planlama gerektirdiğinden aslında gitmeyi çok istemediğim  ama Dalya için oldukça önemli olan bir kutlamaydı bu. Benim için önemi ise Dalya ile kız kıza gideceğimiz ve bebek uyutma, emzirme, yedirmeden dolayı herhangi bir kesinti olmadan geçireceğimiz bir anne-kız zamanı olmasıydı.  Hazırlandık, Lara'yı babaya bıraktık ve gittik.


Okula adım atar atmaz yine o renkli, eğlenceli aile günlerinden biri olacağını anladım. Meğer ben bunca zamandır o kadar kopmuşum ki kızımın okulundan -bunda inşaat faaliyetlerinden dolayı azalan okul aile birliği (PTA) çalışmalarının da etkisi var tabii ki- gerçekten eğlence faktörünü göz ardı etmişim.

Geçen 3 yıl içinde okula para toplamak için gönüllü olarak pişirip sattığım kekler,  okul panayırlarında hazırlayıp sattığım meyve suları (smoothie), kıyafet değiştirme standında giydirdiğim çocuklar, Noel panayırında sattığım hediyelik eşyalar, Noel Baba'yı görmek üzere mağarasına taşıdığım çocuklar... Aynı okula giden çocukları için daha iyi şartlar sağlamak için çabalayan anne ve babalar ile paylaştığımız o birlik beraberlik ruhu ile ortaya çıkarılan muhteşem eserler, eğlendirilen çocuklar, geçirilen keyifli aile anları. Hepsini unutmuşum meğer.  Birden kendimi yine 3-5 anne babanın hayranlık verici çabası ile ortaya çıkan 2 saatlik muhteşem bir aile eğlencesi içinde buldum.

Kutlama için işlerinden erken çıkmış ebeveynler, gün içindeki diğer rollerinden sıyrılmış, ünvanlarını, koltuklarını bir kenara bırakmış, sadece anne ve baba olarak giyinmiş süslenmiş çocuklarının elini tutmuş ve gelmiş okulun açılışı için eğlenmeye.

Gözler ışıl ışıl, başladı herkes bilmediği bir türde dans etmeye. Okulun çılgın müzik öğretmeni elinde mikrofon dans komutları verdikçe benim de kendimi dans eden kalabalığın içinde bulmam çok gecikmedi. Tanımadığım ama gözümün aşina olduğu bir anne ile ele ele tutuştuk önce, sonra daha önceden göz aşinalığım bile olmayan komik kostümlü bir baba ile, sonra da Dalya ve onun gibi minik elli diğer arkadaşları ile. Bilmiyorduk hiçbirimiz o dansı ama yine de denedik, birbirimizin ayağına bastık, güldük, sohbet ettik ve hep beraber bizim yaptığımız minik yardımlarla tamamlanan yeni sınıfları, kütüphaneleri ve müzik odalarını kutladık. Biz yapmıştık evet, yenilenmiş okul hepimizin eseriydi (kimimizin belki daha çok).

İngiltere'de eğitim sisteminde memnun olmadığım bir sürü nokta var  ama diğer okullarda nasıl olduğunu bilmesem de Dalya'nın okulundaki ailelerin dayanışması ilk günden beri hep etkiledi beni. Sivil toplum bilinci ile oluşturulan bireylerin dayanışmasının  toplumsal yaşamı nasıl şekillendirebileceğine ilişkin çok başarılı örnekler oluşturuyor bu okul bence. Her şey devletten beklenmiyor veya devletten elde edilemiyor diye "elimizdeki buymuş bununla yetinelim" denmiyor. Hiçbir bireysel kazanç beklentisi olmayan salt kamu yararı amacı güden anne-babaların çalışmalarıyla azar azar büyüyen, çok güzel eserler çıkıyor ortaya. Ortaya çıkan faydalı eserlerin yanısıra muhteşem aile eğlenceleriyle de çocuklarımızın okul anıları ölümsüzleşiyor.

O gece eve daha önceden gayet iyi bildiğim bir duyguyu tekrar hissederek döndüm: aidiyet ve şanslılık. Kendimi bu topluluğa ait hissediyorum ve de şanslı.  Ayrıca biliyorum daha öğrenilecek çok şey var... 

23 Nisan 2015 Perşembe

Çocuktum, Çocuktun, Çocuktu...

Çocukluğumun 23 Nisanları okulumuzda sadece o tarihte düzenlenen çocuk baloları ile anlam bulurdu. Annemin öğretmen olduğu okulumuzdaki her çocuk balosuna katılırdık mutlaka. Annem bazen yardım ederdi baloya, bazen de sadece katılımcı olarak bulunurdu. Arkadaşlarımla doğum günleri dışında  eğlenmek amacıyla bulunduğumuz başka bir organizasyon olmadığı için öncesinde ince ince planlar yapan bizlere büyük bir mutluluk veren bir gündü 23 Nisan. Ötesini berisini bilmezdik bizim günümüzdü ve eğlenecektik o kadar...Ve eğlenirdik de...
Balodan sonra eve gelir, TRT televizyonlarında dünyanın dört bir yanından gelen dünya çocuklarının dans gösterilerini izler, o çocuklardan birini evimizde ağırlamanın ne büyük bir keyif olacağını düşünür derin bir iç çekerdim ben.
Her 23 Nisan, çocuk bayramı olmasından daha da öte tarihsel önemi ve anlamsal ağırlığının farkında bile olmayan biz çocukları yaşattığı içsel kıpırtı ile mutlu etmeyi başarırdı. Ve sonra bütün bir sene bir sonrakini beklerdik...
Şimdi iki kız çocuğu olan bir anne olarak memleketinden kilometrelerce uzakta çocuklarımı özgürlük, eşitlik ve demokrasi gibi evrensel ilkeler ile büyütmeye çalışırken neyi neden kutladığımızı da anlatmaya çalışıyor,  farklılıkları garipsemeyen, kucaklayan, birbirini dinleyen ve anlamaya çalışan bireyler olmaları için  uğraşırken içlerindeki çocuğu büyütmeden büyümeleri için çabalıyorum. Çünkü iyilik, güzellik çocukken öğrenilir, büyüdükçe yenileri  onların üzerine inşaa edilir. Çünkü ben de bir zamanlar çocuktum, sen de, o da... Belki bunu daha sık hatırlamalıyız. Aynen Antoine de Saint-Exupéry'nin söylediği gibi "Tüm büyükler bir gün çocuktular, ama bunu sadece birkaçı hatırlar".  
23 Nisan Çocuk Bayramınız kutlu olsun!!!