13 Şubat 2023 Pazartesi

Göç


Uzun süredir akademik çalışmalar yüzünden yazılarımı yayınlama fırsatım olmadı. Memleketlerini bırakıp başka toprakları yurt edinen, göçmen kadınların hikayeleri arasında kaybolmuştum ki geçen hafta bu sabah farklı bir göç hikayesi vurdu hepimizi. Binlerce insanın uykusu kabusa dönüşüp, kabusları gerçek olduktan bu yana, onların yaşadığı sıkıntının boyutunu düşündükçe ısınmak, yemek yemek, uyumak kendimizi suçlu hissetirdi bize. Yerimizden kalkamaz, bir şey üretemez, düşünemez olduk; tek nefes, tek yürek şeklinde memleketten iyi haber almaktan başka.

Çok büyük bir ölçekte bir doğal afet yaşandı; deprem… Etki alanı öylesine geniş ki; o bölgede akrabası, arkadaşı, komşusu, tanıdığı olmayan bir tek kişi yok. 10 şehirden bahsediyoruz, bir iki değil. Doğu Anadolu fay hattı, medeniyetin beşşiği, bereketli toprakları yerle bir etti, onbinlerce insan öldü, binlerce bina yıkıldı. Bugün itibariyle hayatını kaybeden kişi sayısı 31.000'ini aştı. 

Çok büyük bir doğal afet, evet ama yıkım ve can kaybı bu boyutta olmayabilirdi diyor uzmanlar. On binlerce insan ölmüşken, on binlerce aile dağılmış, bir o kadarı da evlerinden olmuşken bunun artık ne önemi var diye düşünenler olabilir. Ancak önemi var, hem de çok çünkü bu bir defalık bir felaket değil. Türkiye büyük bir deprem bölgesi ve bu depremler devam edecek.  Bu gerçek ve tehlike ile yaşamaya alışmak lazım deniyor; evet öyle ama ölümü bekleyerek değil, önlem alarak. 

Asıl sorun burada işte. Türkiye’de deprem öncesi alınabilecek ve hayat kurtarıcı etkisi ortaya konmuş pek çok önlemin alınmadığı raporlar ve uzman görüşleriyle destekleniyor(teyit.org). Oysa AFAD'ın internet sitesinde Türkiye’nin 1945 yılı itibariyle bir deprem tehlike haritasına sahip olduğu görülüyor. Bu haritalar hangi bölgelerin deprem tehlikesi altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu haritaya ek, Maden Tetkik Arama’nın (MTA) hazırladığı diri fay hatlarını gösteren harita mevcut. 



Bunun yanısıra 20’ye yakın il, 81 ilçe ve 500’e yakın köyün doğrudan fay hattının üzerinde bulunduğu biliniyor ancak kritik önemdeki fay yasası hala oluşturulmamış. Jeoloji Mühendisleri Odası’nın 2021’de yayınladığı Kahramanmaraş raporunda ve 2022’de risk uzmanı Dr. Alican Kop'un uyarılarında Kahramanmaraş’da yeni imara açılan birçok alanın bu fay kuşağı kollarının üstünde olduğu vurgulanıyor.

Bir başka büyük sıkıntı da imar affı. Türkiye’de 1948’den bu yana çeşitli isimlendirmelerle en az 20 imar affı kararı alınmış. Yönetmeliğe uygun olmayan binalar böylece meşruluk kazanmış. Deprem tehlikelerinin önemli bölümünün, inşaatlarda standartlara ve yönetmeliklere uyulmamasından kaynaklandığı belirtiliyor ancak bunun için yasal düzenlemeler yumuşatılıyor. Şehir Plancıları Odası nın da ifade ettiği şekilde her imar affıyla birlikte, tüm yönetmelikler anlamını yitiriyor.

Bir diğer önemli konu erken uyarı sistemi. Türkiye’de erken uyarı sistemi konusunda yıllardır çeşitli kurum ve kuruluşlarca yürütülen çalışmalar var ancak konuyla ilgili mevzuat ve henüz işleme geçmiş bir sistem yok. Böyle bir sistem evlerin boşaltılmasını sağlayarak can kaybını azaltabilir.

Yukarıda sıraladığım ve teyit.org dan edindiğim bilgiler çok önemli. Bu önlemlere rağmen hala yıkım ve can kaybı olabilir ancak şu anki boyutta olması mümkün değil.

Bu şartlarda eğitim ve öğretimin devam ettirilmesi de esas. Bir kere daha anladık ki herkesin Türkiye’deki deprem tehlikesi hakkında bilgisi zayıf. Bir Marmara depremidir gidiyor 1999’dan bu yana. Ülkedeki fay hatları nereden geçiyor, risk altında olan şehirler hangileri ve depreme karşı nasıl daha hazırlıklı oluruz? Bunların sürekli konuşulması gerekiyor. Okullarda ders olarak bile konulması düşünülmeli bence, kaldı ki eğitimi durdurmak seçenekler arasında olmamalı. 

Bunca sıkıntı içinde eğer bir başarı var ise o da insanların dayanışması oldu. Tüm Türkiye, hatta dünya, depremden zarar görenler için yardıma seferber oldu. Bizler Londra'da aynı şekilde canla başla mali destek sağlamaya çalıştık: kendi arkadaş ve iş çevremizden çocuklarımızın okullarından. Sadece küçük kızımın 300 küsür öğrencisi olan okulundan £1500 toplandı. Bu tutar elden toplandı, ayrıca yardım kuruluslarının hesap numaraları da ailelerle paylasıldı. Londra’daki bir arkadaşımızın kurucuları arasında olduğu bir sivil toplum dernegi (Turkey Mozaik) rekora koşarak £1.000.000’dan fazla kaynak yaratti. İnanılmaz tutarlar bunlar. İngiliz hükümetinin Dec yardımı, Dünya Bankası’nın yerel projelere destegi hepsi inanılmaz bir yardım seli. Giden canları geri getirmez bu yardımlar ama geride kalanların yaşamlarını yeniden kurmaya destek olur belki  (Aşağıda yardım bağlantılarını bulabilirsiniz). 

Dün sabah kızımı bir arkadaşının doğumgününe götürdüm. İzlandalı bir anne ile konuştuk orada, “geçmiş olsun” dedi bana. Demeyene çok kızıyorum zaten. Ne zormuş her kesiştiğin gözle aynı acıyı veya mutluluğu paylaşamamak, sürekli aynı konu üzerinde konuşup dertleşmek isterken bunu sadece kendi memleketinden insanlarla yapabilmek ve başkalarının bihaber şekilde hayatlarına devam etmesi. Neyse, İzlandalı anne bana dedi ki “bizde hem volkan patlaması riski var hem de deprem riski. O nedenle binalar ikisine de dayanıklı şekilde yapılıyor”. Dedim ki volkana yakın yerleşim var mı? Dedi ki ”çok yakın oturulmuyor ama bizde sinyal sistemi var”. Yani bizdeki depremin yanısıra orada bir de volkan riski var ama yukarıda bahsettiğim tüm önlemler alınmış olduğu için bu tür olaylar sıradan bir doğa olayı olarak karşılanıyor. Bizde de öyle olabilir. Benim hala umudum var. Çok kötü günlerden geçiyoruz ama daha kötüleri olmasın diye uğraşmalıyız. Hepimiz herşeyden sorumluyuz. Yıkılan şehirleri bir daha yıkılmayacak şekilde yeniden yapmalıyız. Bu dayanışma devam ederse yapacağımıza inanıyorum ben.

Tüm arkadaşlar soruyor ne yapabiliriz diye. Çok teşekkürler herkese. Diyorum ki fikrimi soranlara, yardım edin bir lira bile olsa işe yarar. Nereye yaparsanız yardımı yapın, yeter ki bir şekilde destek olun diyorum. Hiçbir şey yapamasanız da doğru bilgi akışına yardım edin, ayrılık çıkarmayın, hep birlikte ortak amaç için mücadele edelim. Doğru yardımların doğru yere ulaştırılmasına  aracılık edelim. 

Hepimize geçmiş olsun. Hayatlarını kaybedenlere sonsuz rahmet, geride kalanlara sabır ve güç diliyorum.  


Kaynak:

teyit.org

Görsel1 - @abrar_sabbah

Görsel2- @teyit.org


Bagis Icin Organizasyonlar:

British Red Cross 

Turkish Mozaik Foundation 




 

 

 

 

 

 

 

 

 

8 Mart 2021 Pazartesi

Dünya Emekçi Kadınlar Günü



100 yılın kabusu başlayalı 1 yıl oldu. Biter sanıyorduk bitmedi, geçer diyorduk geçmedi. Evlere kaçtık, ara ara çıktık, ara ara daha da çok kapandık. Bu süreçten erkek, kadın, çocuk, yaşlı hepimiz etkilendik belki ama biz kadınlar daha çok çalıştık, daha çok yemek yaptık, daha çok çamaşır yıkadık, daha çok çocuk baktık; çocuklarımızın hem annesi hem öğretmeni hem arkadaşı olduk. Bunlar olurken işte çalışmaya da devam ettik. 

Yükümüz daha da çoğaldı.  Evde ve iş yerinde görev ve gelir dağılımındaki eşitsizlik daha da belirginleşti. Evdeki artan iş ve sorumluluk, işteki performansa yansıdı ve bu durum erkeklere göre daha fazla kadının işini kaybetmesine neden oldu. Evden dışarı çıkılamadığı için ev içi şiddet ve özellikle kadına karşı şiddet daha da arttı. 

Normal zamanda destek aldığımız güçleri yitirdik; kendimize sığındık, birbirimize sığındık...

Günlerin önemini yitirdiği, yeni gelen günün bir öncekinden farkının kalmadığı bu günlerde son bir yıl bir kere daha gösterdi ki tüm zorlu süreçler en büyük bedeli kadına ödetiyor. Kadınların yeni kazanımlarını engellemekle kalmıyor, bir de mücadeleyle kazandığı hakları tehlikeye atıyor. 

Bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Normalde kadınların sokaklara döküldüğü bir gün. Bu sene ise her şeyde olduğu gibi sanal ortamda kutlanacak. Belki bu nedenden dolayı, bu sene daha çok yazılacak, çizilecek ve bugün daha fazla düşünülen bir farkındalık günü olarak kalacak. Öyleyse biz de bu şartlarda günün farkındalığını yaşayalım. Her koşulda yanımızda olan hayatımızdaki kadınlara ulaşarak, birbirimizi dinlemekten, anlamaya çalışmaktan hiçbir zaman yorulmayacağımızı; kadınlığımızı yaşamaktan ve kızlarımız için daha iyi şartlar için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğimizi dile getirelim ve gücümüzü birbirimize hatırlatalım. Biz kadınız, güçlüyüz, buradayız; evde, işte, mecliste, her yerdeyiz! Kutlu olsun!


24 Kasım 2020 Salı

Mucize Öğretmenler

 



Özgür düşünceleri ile merakımızı uyandıran, sevgi ve sabırla öğretmekten sıkılmayan, kendi hayatları ve ilkeleriyle bize ilham kaynağı olan tüm öğretmenlerin günü kutlu olsun. Ne mutlu size ki artık yetişkin olmuş olsalar bile her birinizi sevgi ve hayranlıkla hatırlayan yüzlerce büyümeyen çocuk var. Öğretmenler gününüz kutlu olsun!







22 Temmuz 2020 Çarşamba

                                          


Yasalara uyulmayan bir düzende bu sözleşme imzalansa ne işe yarar bilinmez ama şiddete karşı bir sürü düzenleme getirmesi ve kadınlar için şiddete maruz kaldıklarında bir alternatif yaratması açısından çok önemli bence. Yasalara gücümüz yetmiyorsa ve sistem çürümüşse ne yapacağız peki? O zaman en büyük iş ebeveynlere düşüyor. Çocuklarımızı yetiştirirken insanı sevmeyi öğreteceğiz. Sevmekten kasıtın da o insanın canına ve insanlık haklarına saygı duymanın olduğunun altını çizeceğiz. Erkekleri maçoluktan uzak, kızları kendi kendine yetebilen ve şiddeti ‘sevgi adına bile olsa’ kabul etmeme yolunda yetiştirip bu konuları çokça konuşarak o ölçüde farkındalık yaratacağız. Bir şeyler değişecekse eğer bu şekilde değişecek. İnanıyorum ki dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey.

19 Haziran 2020 Cuma

Ihlamur Kokusu


Bu ıhlamur çiçeği geçen günkü yürüyüşten sonra evime konuk oldu. Toplamda belki 10’u bulmayan ağacın baş döndürücü kokusu tüm parkı etkisi altına almıştı ama şu kadarcığı bile bizim evin kaç gündür mis gibi kokmasına yetti. Ihlamur bilinmiyor burada, bizim gibi çayını yapmıyorlar, kokusuna da benim gösterdiğim tepkiyi göstermiyorlar. Doğanın tüm iyileştirici güçlerine ihtiyaç duyduğum şu günlerde bu koku benim ruhuma çok iyi geldi. Hepsini toplayasım,kovanoza koyup ara ara şifa niyetine koklayasım var. 



10 Mayıs 2020 Pazar

Annelik


Sevdiklerimizden uzak kaldığımız şu olağanüstü günlerde her özel gün daha da derin hissediliyor sanki. Tüm özel günler arasında ise anneler gününün yeri çok ayrı. Anneler her evladın hassas noktası. Ya onarılamaz büyük yaralar içeriyor annelerle ilişkiler, ya da yeri doldurulamaz bir sevgi.

Annelik özverili bir iş; doğurmak herkesi anne yapıyor belki ama gerçek annelik doğurmakla olmuyor. Bir canlıyı kendi varlığından daha çok seven, her koşulda onun yanında olmaya devam eden, kendi doğurmamış olsa bile birilerine annelik yapan, yüreğinde anne şefkatini besleyen,  anneliği hak eden herkesin anneler günü kutlu olsun. Sonsuzluğa ulaşan tüm vefalı anneleri de saygıyla anıyorum.

23 Nisan 2020 Perşembe

Çocuk Bayramı


Çocuklar ve bayramlar birbirinden ayrılamaz. Eğer o bayram bir de çocuk bayramı ise anıları tükenmek bilmez. Çocukluğumun her 23 Nisan’ında okulumuzdaki çocuk balosuna gider arkadaşlarımızla dans eder, eğlenirdik. Her 23 Nisan o baloyla bizim için daha da özel olurdu.O balolardan bir tanesinde sahneye çıkıp şarkı söylemiştim.  O dönemin çok sevilen “Küçük Kız” şarkısıydı. Bu resim o günden  ağabeyimle dans ederken. Sahnedeki resmimi bulamadım. Hala çok severim şarkı söylemeyi. O anki duygularım şu an gibi hatırımda. Üstünden yıllar geçse de çocukluğumuz bize kendimizle ilgili ne çok şey anlatıyor değil mi? Her çocuk da kendi geleceğiyle ilgili çok şey anlatır. O nedenle çocukların gözlerinin içine bakın, onları dinleyin ve saygı duyun. Onlar bugünün geleceğe aynası. İşte tam da bu nedenden dolayı 23 Nisan çok özel bir bayram. Ama sadece çocuklara armağan edilmiş olduğu için değil, savaştan çıkmış yorgun bir ulusun demokrasiye adımının attırıldığı tarih olduğu için de çok özel bir gün. Bugünü kutlayalım, hem çocuklarımızla hem de bir zamanlar çocuk olan kendimizle! Ve unutmayalım ki her büyük bir gün çocuktu, her çocuk da bir gün büyük olacak...

15 Nisan 2020 Çarşamba

Yaşam ve Ölüm


Umarsızca  şakımasına uyandım bir kuşun, adeta ıslığıyla şarkı söylüyordu. Uzun bir kış olmuştu. Ağzını açan herkesin söylendiği, başına nasıl felaketler geldiğini, kendisi için ne zor günler olduğunu anlattığı bir kış bitmeye çalışıyor ama bitemiyordu. Gün aydınlanmıştı ama daha çok erkendi. Bir ben duyuyordum sanki o kuşu, hem tüm ev halkı de hem sokak uyuyordu hala. Uzak topraklarda başlayan savaş Çin'den sonra Avrupa'ya da sıçrayıp İtalya'da patlak vermişti. Düşman görünmez bir hızla ilerliyordu. Hakkında bin türlü söylenti vardı. İtalya'dan düşmanın nasıl azılı olduğu, insanları nasıl zalimce sevdiklerinden ayırdığı haberleri geldikçe savaş tamtamlarının sesleri daha da bir yükseliyordu. Ne olduğunu bilmediğimiz bir düşmana karşı korunmaya çalışmak oldukça endişe vericiydi. 

İşte böyle bir dönemde, hem anne hem de evlat olmanın ağırlaştığı, gurbetin tam gurbet olarak içime işlediği bir günde, ateşten sırılsıklam, sessizce yatakta kıvrılmış bir şekilde kuşun sesini dinliyordum. Artık uyuyamazdım. Karanlık düşünceler ve bilinmezler uykusundan kuşun ıslığı uyandırmıştı beni. Ben uyurken kış bitmiş de, bahar mı gelmişti  yoksa? Yorgun ve karışık duygu halim dağıldı, ateşten terlemiş bedenimi hissetmez, öksürükten yorulmuş nefesimi duymaz bir halde ayaklandım ve aklımdan geçenleri yazmaya koyuldum. Ne zaman bu hale geldi insanlık? Ne zaman duymaz olduk birbirimizin sesini? Ne zaman doymaz oldu gözler? Ne zaman en yakınımız bu kadar uzak oldu? 

Covid-19 alarmı verilmiş ama okullar kapatılmamıs, evde kal kuralları daha ilan edilmemişti. İş, ev, okul, çocuklar, ödev, yemek, alısveriş sarmalı içinde koşuştururken olayın ciddileşen boyutu gözden kaçıyordu. Teslim tarihine yetiştirmeye calıştığım makale, Covid-19 ihtimalini hiç kondurmadığım ateş ve öksürük, ev işleri ve aile sarmalı içinde boğulmuştum adeta. En son Türkiye'deki Suriyeli göcmenler Ege denizine salındı, Yunan botları onları suda geri çevirmeye çalıştı ve bir sürü masum çocuk ve insan sefil oldu ya işte orada yakalamıştım ben dünya gerçekliğini ve tam da orada kaybolmuştum yine. Artık ötesini görmek de istemedim duymak da! Aylardır Brexit'den başka tek konu konuşulmayan Britanya ortamında "insanlık ölmüş artık, bir hayır gelmez bu dünyadan" diyerek insan olduğumdan utandığımı hatırlıyorum en son. 

Sürekli kendini tekrar eder bir şekilde tarihin sayfaları birer birer aralanırken, pek çok insanlık suçunun nasıl gerçekleşebildiğine, olanlara nasıl müsaade edildiğine akıl erdiremezken yanı başında olanlara göz yuman insanlar dolu ortalık. İşte böyle bir dönemde karşımıza çıktı bu görünmez düşman. Britanya başbakanın "sevdiklerinizi erken kaybetmeye hazır olun" diye açıklama yapması ve aynı günlerde Türkiye'nin Britanya ile uçuşlarını durdurması sevdiklerimize istesek de ulaşamayacağımız gerçeğini yüreğimize mıh gibi oturttu. Sevdiklerimiz orada, biz burada yalnız kaldık. Kafada binbir düşünce ve kötüleyen belirtilerle, doktorla konuşmam sonrasında en nihayetinde Covid-19 olduğuma inanarak (ama test yapma şansım olmadığı için hiçbir zaman emin olamayarak) virüsü aileme bulaştırmamak için kapandığım odamda, kendi kendime iyileşmeye çalışırken, o kuşun sesiyle tekrar umut buldum. Adeta o kuş gibi 'cik, cik' diye aramaları sormaları bitmeyen, çorbadan çikolataya, süte kadar kapıma taşıyan arkadaşlarım ve hızlıca örgütlenen yerel yardım grupları bana moral oldu. Bir yanda korkunç acılar yaşanırken, salgın öncesindeki kutuplaşma ve ayrışma tüm dünyada yerini dayanışma ve bütünleşmeye bıraktı. Tüm bunlar olurken, insanlığın bu yaşadıklarının ne bir ilk ne de son oldugu gerçeği, başımıza gelenlerin -büyük bir talihsizlik olduğu- ama kurtuluşun birimizin değil hepimizin çabasıyla gerçekleşeceği ve bu günler geride kaldığında önemli olanın bu savaşta hangi safta yer aldığımızın olacağını düşünmek yüreğime bir parça su serpti. 

O kuşun umut dolu şarkısı ve dost çorbalarının katkısıyla, ne olduğunu anlamadığım ve belki de hiç bilemeyeceğim, o hastalık bitti. Dışarı ilk çıktığımda üç hafta evden çıkamayan bana ortalığın bir hayalet şehre dönüştüğünü görmek çok üzücü geldi. Kendime gelir gelmez hastalık durumunda yardıma ihtiyacı olan komşulara destek olmak amacıyla bizim sokağın Covid-19 yardım grubunu oluşturdum. Bayağı bir katılım oldu, içim huzur doldu. Ardından gelen birkaç gün Paskalya tatili hepimize iyi geldi. Hastalık, iş, uzaktan eğitim ve moral bozukluğu karmaşasında fazlaca ihmal ettiğim çocuklarımla uzun süredir yapılamayan kurabiyeler, patlatılamayan mısırlar, boyamalar ve filmler eşliğinde tembellik yaptık. Şükür diyerek geçirdiğimiz anlarla dopdolu bir ev tatiliydi. 

İnsanlığın varlığından bu yana yaşanan büyük değişim ve dönüşümlerin başka türlüsüne şahitlik ediyoruz. Bir tarafta ölüm var, diğer tarafta hayatta kalma çabası devam ediyor. Bir şeyler biterken yeni bir şeyler başlıyor. Yeni bir tarih yazılıyor ve biz de bunun bir parçasıyız. Tarihi hep beraber, insanlığın lehine yazma şansımız var; ne dersiniz?  

Resim: Gustav Klimt, Death & Life

24 Kasım 2019 Pazar

Çocukların Mucizeleri Öğretmenler


Çocukluk öyle bir dönemki 100 yaşına da gelsen hep seninle oluyor; çocukluk kahramanların (bazen kabusların) hiç seni terk etmiyor. 

Ben o şanslı insanlardandım, bir sürü mucize değdi hayatıma; benim kahraman öğretmenlerim oldu. Öğretmen bir anne, bir süre öğretmenlik yapmış bir baba, öğretmen teyze, enişte ve amcalı bol öğretmenli bir aile içinde büyüdüm. Aile dostlarımız, öğretmen teyzelerim, amcalarım, öğretmen çocuğu bir sürü arkadaşım oldu. 

Şimdi çocuklarımın da mucize öğretmenler tanıması, ilham bulması ve sevdikleri şeyleri yapabilmesi için uğraşıyorum. 

Bir çocuğun hayatının yönünü olumlu olarak değiştirme uğraşı içinde, onun mucizesi olmayı başaran,  tüm değerli öğretmenlerin günü kutlu olsun. Benim hayatıma giren tüm kahraman öğretmenlerimi de ayrıca kutluyorum.  Unutulmuyorsunuz. ❤️

16 Haziran 2019 Pazar

Babalar Günü




Sadece bir çocuğu doğurmakla anne  olunamayacağı gibi, salt bir çocuğun dünyaya gelmesine katkıda bulunmakla da baba olunmaz. 
Bir çocuğu dünyaya getirip büyütmenin öneminin bilincinde olan, onlara here koşulda sahip çıkan, yanlarında olan; hayat koşulları içinde kendilerini baba rolü içinde bulan veya birilerine babalık yapan; gönülleri sevgi dolu tüm vefalı babaların Babalar Günü kutlu olsun.


4 Haziran 2019 Salı

Mutlu Bayramlar


Bereket ve huzur dolsun evimize diye tüm evin camlarının ve kapılarının açıldığı, demlenmiş çay ve börek kokusunun evin her köşesini sardığı, koşuşturan bir anne bayramlarına uyandık biz çocukluğumuzda. İlk gençliğimde uzaklaşmış olsam da bayramlardan, şimdi memleketten çok uzakta kutladığım her bayramda -hele de çocuklarımla- daha da derinleşiyor çocukluğumun bayramlarının izleri. 

Tarihine, kültürüne ve geleneklerine fazlaca sahip çıkan bir ülkede yaşıyor olmakla mı, yoksa yaş almakla mı ilişkili bu hisler bilmiyorum.Tek bildiğim köklerimiz daha bir derinleşirken çocukluğumuzun anıları ve kokuları daha da belirginleşiyor ve bazı şeylerin kokusu yıllar geçse de değişmiyor. Bayram sabahı kahvaltıları, bayram kahvesi, baklavası, hepsi burnumuzda tütüyor böyle günlerde.

O nedenle eğer kalabalık sofraların, aile sohbetlerinin, el öpüp sarılmanın, hal hatır sormanın, hediyenin, bayramlığın, harçlığın hala sürdüğü ve sürdürüldüğü bayramlarınız varsa sıkı sıkı tutunun onlara; çünkü o anlarla çocuklarınızın en önemli anılarını yazıyorsunuz. 

Güzel anıları yaşayıp aktarabileceğiniz nice mutlu bayramlarınız olsun. Bayramınız kutlu olsun.

8 Mart 2019 Cuma

Kadınlar Günü




Bugün Dünya Kadınlar Günü. Her yıl olduğu gibi, bugün de, kadınların ne kadar kıymetli varlıklar olduğu, haklarının ödenemeyeceği konuşulacak, yazılacak, çizilecek. Oysa bugün  “kadınlar el üstünde tutulmalıdır, zaten tüm kadınlar çiçektir” söylemiyle kutlanacak bir gün değildir. Kadınlar çiçek değildir ve el üstünde tutulmak da istemezler. Her insanın olduğu gibi kadınların da temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasın yeter.

8 Mart'ın Kadınlar Günü olarak kutlanması 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde yaşanan bir olaya dayanıyor. 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verir. 8 Mart 1960’da Birleşmiş Milletler bugünün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak tanınmasına karar verir ve gün 8 Mart Kadınlar Günü olarak  kabul görür. 
Kadın Hakları 70 yıl önce Birleşmiş Milletler tarafından dünyadaki her insan için tanımlanmış olan haklardan farklı değildir aslında. Kadın hakları, insan haklarıdır. Bu haklar şiddete, köleliğe ve ayrımcılığa maruz kalmadan yaşama hakkı, eğitim hakkı, mülk edinme hakkı, oy kullanma hakkı ve adil ve eşit gelir hakkıdır. Yani bu haklar zaten her insanın hakkıdır ve doğal olarak kadınların da. Oysa uygulama öyle değil çünkü kadınları güçlü ve eşit kılmak kadın haklarını kazanmakla bitmiyor. Mesele bu hakları tek tek kadınlara veya kız çocuklarına vermekten daha çok, ülkelerin ve toplumların işleyişlerini değiştirmek ve bu hakları uygulanabilir kılmaktır. Yasaları, politikaları değiştirmek, akılları, kalpleri kazanmak, güçlü kadın organizasyonlarına ve hareketlerine yatırım yapmaktır.
Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış haklar arasında başlık olarak belirtilmemiş ancak söz konusu hakların pratikte var olabilmesi ve kadının eşitliği ve güçlenmesi için güvence altına alınması gereken başka konular da var. Çocuk yaşta evlilik, aile içi şiddet, ev içi işçileri, cinsiyet eşitliği, namus cinayetleri, cinsel şiddet ve tecavüz, silahlı çatışma ortamında kadının cinsel istismarı, üreme hakları ve kürtaj, kadın sağlığı ve kadın sünneti bunlardan bazılarıdır. Kadınların ciddi anlamda suistimale uğradığı bu konularda düzenleme ve güvence olmadıkça kazanılmış olan kadın haklarının da bir anlamı yoktur.

Pek çok az gelişmiş ülkede kadın haklarından söz etmek mümkün değildir ancak durum gelişmiş ülkelerde de sevindirici değil maalesef. Söz gelimi kadınların en çok mağduriyet yaşadığı aile içi şiddette Birleşik Krallık’da son 1 yıl içindeki polis kayıtlarına göre:
  • Dakikada bir aile içi şiddet vakası polis raporlarına yansıyor.
  • Her dört kadından biri hayatının bir döneminde aile içi şiddete maruz kalıyor.
  • Her hafta iki kadın ya eşi ya da beraber yaşadığı kişi tarafından öldürülüyor.
  • Her dört erişkin kadından biri cinsel saldırıya maruz kalıyor.
  • Her sene 250 adet zorla evlendirme vakası rapor ediliyor.
  • Ayda bir kadın namus cinayetine kurban gidiyor.
  • Polise bildirilen tecavüz vakalarının sadece %5’inde suçlu mahkemeye intikal ediyor.
  • 20.000 den fazla kız çocuğu Kadın Sünneti riski taşıyor.
  • Her sene yaklaşık 1420 kadın cinsel istismar amacıyla Birleşik Krallığa yasa dışı yollarla getiriliyor.
Kısacası günümüzde kadın haklarında çok yol alınmış olsa da gelinen nokta hiç iç açıcı değil. Dünyada şu an daha çok kadın okuyor ve çalışıyor olabilir ama yine de erkek çocuklarına oranla daha fazla kız çocuğu okula gitmiyor. Siyasete katılan daha fazla kadın var ama hala Türkiye’de meclisin sadece % 17.4 ü,  İngiltere’de ise  %32.2’si kadınlar tarafından temsil ediliyor. Kadınlar yönetime katılmadıkça ve ana karar mekanizması içinde yer almadıkça kadınları daha fazla kucaklayan bir sistemin olması beklenemez. 
Kadınlar toplumun en önemli kurumu olan ailenin bel kemiğidir. Kadınlar  kız kardeştir, eştir, anadır. Sağlıklı bir topluma ulaşmanın yolu sağlıklı çocuklara sahip olmaktan geçer ki bu da beden ve akıl sağlığı yerinde olan kadınların yapacakları doğru seçimlerle dünyaya getireceği ve yetiştireceği çocuklarla mümkündür. Bir toplumun iyileşmesi o toplumdaki kadın haklarının toplumun ve sistemin her noktasına nüfus etmesiyle mümkündür.
Çocuk yaşta evlenmek zorunda bırakılmayan; eğitimine istediği kadar devam edebilen; kiminle ne zaman evleneceğine, çocuk sahibi olup olmamaya veya olacaksa bunun ne zaman olacağına kendi karar verebilen; babasından, abisinden, eşinden şiddet görmeyen; hamilelikte ve doğumda hayatını kaybetmemek için iyi kalite sağlık hizmetine erişebilen; işinde erkek çalışma arkadaşıyla aynı maaşı alan; ne barış ne de savaş ortamında tecavüz korkusu yaşamayan; cinsiyet ve kimliğinden bağımsız olarak eşit ve ayrımcılığa maruz kalmadan yaşayabilen kadınlar dünyayı iyileştirir, güzelleştirir.

Tek başına bir kadın bunu başaramaz, ancak birlikte başarılabilir. Tarihe bir göz atıldığında tüm kadın haklarının kadınların elbirliğiyle mücadelesi ile kazanıldığı görülür.  Aşağıda kadın hakları konusunda aktif olarak çalışmış ya da fikirleriyle kadınlara ilham vermiş bir iki kadından alıntılar paylaşmak istiyorum. Hepsinin  ortak görüşü de kadın hakları mücadelesinin hep birlikte yapılması gerektiği ve bu kazanımın toplumun genel iyiliği için olduğu üzerinedir. Bunlardan yazar Simon de Beauvoir  "Konu  kadınların erkeklerin elinden gücü alması değildir; çünkü bu düzenle ilgili bir şey değiştirmez. Asıl konu güç kavramını yok etmektir" demiştir.  İngiltere'de kadınlara seçme seçilme hakkının kazanılmasını sağlayan aktivist Emmeline Pankhurst'un söylediği de farklı değildir aslında  "İnsan ırkının diğer yarısını özgürleştirmeliyiz ki onlar da diğer yarının özgürleşmesine yardım etsinler."  Ve son olarak yazar Virginia Woolf  "Bir kadın olarak ülkem yok. Bir kadın olarak ülke istemiyorum. Bir kadın olarak ülkem tüm dünya" diyerek kadınlığın din, dil ve sınır tanımadığına ve bu sayede herhangi bir coğrafyada atılan bir adımın, bir kazanımın, tüm dünya kadınlarını ve haklarını etkilediği gerçeği ve gücünü vurgulamıştır. 
8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz kutlu olsun. Kadın doğarak veya kadın hissederek, kadının gücünü hafife almayarak, mücadele etmekten çekinmeyerek, hayatın her alanında haklarınızın farkında ve onları sonuna kadar kullanarak yaşayacağınız insanca, kadınca, günleriniz olsun. Günümüz kutlu olsun.






13 Şubat 2019 Çarşamba

Çocuğum Beni Gerçekten Anlıyor Mu?


Image result for teenager arguing with parents


12 yaşında bir kız çocuğu var bizim evde. Londra'da büyüyen, bizimle evde ağırlıklı olarak Türkçe konuşan ama asıl ait hissettiği dünyada kendini İngilizce ifade eden ergenlik yolunda bir kız çocuğu. Türkçe konuşurken ürkek,  İngilizce konuşurken ise güçlü, güvenli bir küçük genç kız. O küçükken çok endişe ederdim Türkçe öğrenemeyecek ve konuşamayacak diye. Bu nedenle çok özen gösterdim onunla hep ana dilimiz olan Türkçe konuşmaya. O da çok çabaladı ve şimdi, aksan olarak Türkiye'de büyümediği fark edilse de, iyi bir Türkçesi var. 
Çocuk büyüyünce onunla yaşanan sıkıntılar da boyut değiştiriyor. Bebekken yemesi, uykusu endişe kaynağı iken ergenlikte sınır koyma ve iletişimi güçlü tutma çabası ağırlık kazanıyor. Biz de bu iki konu üzerine yoğunlaşmış olarak geçiriyoruz günlerimizi kızımla. Kimi günler başarılı, kimi günler ise yenik düşmüş hissediyorum kendimi. En çok iletişim kısmı zorluyor sanki. Aradaki yıllara, kuşak farkına, farklı eğitim sistemi ve başka bir ülkede büyüme tecrübesine bir de -daha önce hiç düşünmediğim- dil bariyeri ekleniyor. Sonuç olarak birbirimizi bazen gerçekten anlayamıyoruz.
İletişimde birbirini anlamaya çalışma isteği esas olmalı; elbette sadece çocuklarımızla değil hayatımızın her alanında böyle bu. Beni son dönemde en çok şaşırtan dil engeli kaynaklı iletişim sorunları; en azından bu yazının konusu bu. O nedenle bu konuda bir iki örneği paylaşmak istiyorum burada. Bunlardan biri "silly" kelimesi. Bu kelimenin İngilizce'de kullanımının bizim dilimizde tam karşılığı yok. Türkçe'de "aptal" anlamına gelir ve anneye babaya söylenmez ama İngilizce'de daha çok "saçma saçma davranan kişi veya şey" anlamına geliyor ve günlük yaşamda rahatlıkla kullanılabiliyor. Kızım küçükken bana "silly mummy" dediğinde önce şöyle bir durup sonra da ona bu kullanımın saygısız bir ifade olduğunu anlattığımı hatırlıyorum. Ancak İngiltere'de yaşadığımız süre uzadıkça buradaki kullanımını biz de benimsedik, artık rahatsız etmiyor. İngilizce oldukça kibar bir dil ve bir istek ifade etmek istendiğinde daha da kibar bir kullanıma giriyor. Söz gelimi "would you please move out of my way", "lütfen yolumdan çekilir misin" anlamına geliyor. Oysa zaman kısıtlıysa ve acele bir durum varsa "çekil yolumdan çekil, çekil" gayet rahat kullanılabilir Türkçe'de ve kaba bir söylem değildir. Ancak kızımın bu ve bunun gibi kullanımların kaba olduğunu düşündüğü ve "lütfen" dememiz gerektiğini dile getirdiği bir sürü durum var. Aynı şekilde, söz gelimi, yemek yerken "tabağını versene" dediğimizde  "lütfen" diye bizi uyardığı çoktur.  Bunlar aklıma gelen ilk örnekler. Daha karmaşık anlatımların yer aldığı bir sürü diyalog geçiyor aramızda her gün. Bazen bu karmaşık diyalog anlarında tıkanıyoruz ve ben de kavrayamıyorum sorunun ne olduğunu ve bir çıkmaza giriyor konuşmamız. Hatta çoğu zaman duruma açıklık getirmek için kendimi onunla  İngilizce konuşuyor buluyorum. Onca yıl Türkçe konuşarak kızımda koruduğum ve geliştirdiğim ana dilimiz kenardan göz kırpıyor bana adeta.  Oysa kendi kendime kalıp olayı irdeleme şansım olduğunda pek çok durumda sorunun ne olduğunu anlıyor ve gidip onunla konuşuyorum. Anlaşmazlığın dilden kaynaklandığını anladığım durumlarda ise birbirimizi bu nedenden yanlış anladığımızı ona anlatıyorum. Bazen de benim ne demek istediğimi  İngilizce olarak tekrar ifade ediyorum. İşe yarıyor, en azından şimdilik.
En büyük iletişim çıkmazlarının hayatın çok hızlı aktığı, çoğu zaman düşünmeye fırsat bile bulamadığımız, ama hareket halinde olmamız veya hızlı karar almamız gereken anlarda yaşandığını gözlemliyorum. Tüm ilişkilerde geçerli bu, sadece ebeveyn çocuk ilişkisinde değil. Bu gibi durumlarda sakinleşip, olayın üstünden geçip, sıkıntının nereden kaynaklandığını anlamaya çalışmak çok değerli bence. Oysa ergen yaş grubu için bu olacak bir şey değil tabii ki; sabır ve odaklanmanın hayli azaldığı bir dönem içinden geçiyorlar çünkü. İş yine biz ebeveynlere düşüyor. Sakince olayı irdeleyip birbirimizi anlamaya çalışınca sorun bir oranda çözülebiliyor. Birbirimizi dinlemeye çaba gösterdikçe anlamak da kolaylaşıyor. Sabırsız, tahammülsüz davranışlar çocuklara da kötü örnek oluyor ve günlük yaşamda çok çabuk kalıplaşıp yerini buluyor. O nedenle iletişime çaba göstermez davranışlar alışkanlığa dönüşerek hayatımızı yönetmeye başlamadan önce doğru metotlarla çocuğumuzla iletişimimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Arada onların kendini "kazanan" hissetmelerinde bir zarar yok, en nihayetinde  sağlıklı ilişkinin kazanması amaç olmalı diye düşünüyorum.
Birbirimizi anlamamız için en gerekli araç olan iletişimin değerli varlıklarımızla aramızda engel oluşturmamasını diliyorum. Bunun için bol sabır ve anlayış gerekiyor. Kolay değil biliyorum ama olamayacak da bir şey değil. Güçlü iletişimli, mutlu günler diliyorum. Sevgilerimle.



*Resim https://www.focusonthefamily.com/parenting/teens/conflict-with-your-teen/unhealthy-ways-to-argue adresinden alınmıştır.

16 Ocak 2019 Çarşamba

2019 Başlamış, Ben Kaçırmışım!


Hala yeni bir yılın ilk haftalarındayız. Henüz 2019 kararlarımı yazmadım; itiraf ediyorum biraz geç kaldım. Noel tatilinde evde olmamamız ve dönüşte hasta ve okula gidemeyen bir çocukla yeniden düzen kurmak çok yardım etmedi bir sürece. Ama düşünsel olarak 2019 kararlarıyla yattım kalktım. Ne düşünürsen O’sun derler ya, o zaman ben düşüncelerim oldum. 
2018'in son günlerini büyük ailemle İstanbul'da geçirdim. İstanbul her zamanki gibi özlediğim yerler, tatlar, kokular ve insanlar arasında bir gezintiydi yine. Ancak bu sefer farklı bir şey yaptık. 11 yıl önce Londra'ya gelirken kaybolur diye yanımıza alamadığımız kimi özel eşyalarımızı kolilere koyup annemlere bırakmıştık. Bu sefer onları açalım dedik.  Çocuklarla birlikte yarı şenlik, yarı toz duman içinde açtık kolileri. Kitaplarımız, resimlerimiz, yıllıklarımız, mektuplarımız çıktı piyasaya. Nostaljik resimler, kıyafetler, kitaplar ortalığa yayıldı. Londra'daki hayatımızın, artık pek de minik olmayan, şahidi Dalya'nın hiç görmediği hallerimiz yerlere serildi. Bana ait olan büyüyünce giyer diye sakladığım elbiseler, etekler ile "anne sen bu tür şeyler giyer misin ki?" gibi annesini tanımaz sorular eşliğinde yeniden düzenledik eşyalarımızı. Kimini koyduk Londra bavulumuza, kimini ise daha sonra alınmak üzere tekrar koliye. Bir iki albüm, okul yıllıklarımız, üç beş kitap, mektuplar ve bazı ders notlarım yanımıza aldıklarımızdan.
Resimler, albümler çok önemlidir benim için, iyi bakarım onlara. Hayatta aldığımız yolu gösterirler, bazen de yolumuzu kaybettiğimizde deniz feneri gibi hedefi. Günlük koşuşturma içinde neyi neden yaptığımı anlamlandıramadığım ve bir çıkmaza girdiğim anlarda resimlere bakmak benim için kurtarıcı oluyor. Böyle anlarda resimleri elden geçirerek en çok resmini çektiklerime bakıyorum. Bu kimi zaman kendim, kimi zaman ailem, arkadaşlarım, doğa, kek, kuşlar vs o dönem için benim için önemli olan şeyleri alıp önüme koyuyor. Bu şekilde hayattaki önceliklerimi hatırlıyor ve tekrar amacımı buluyorum sanki.  Kimi zaman da izi silikleşen eski bir dostu yeniden bulmamı sağlıyor resimlere bakmak. Bu nedenle en değerli resimlerimi yanımda getirdim, unutmamak ve arada kaybolan kendimi yeniden bulmak adına.
Ben 2018'i tekrar kendime kavuşup bir kere daha sahip olduklarım için şükür ederek kapatmaya çalışırken 2019  bekliyor kenarda. Zaman uçuyor...İlk göz ağrım, kızım, Dalya'nın doğum gününü kutladık bile. Dur durak yok zaman akıp gidiyor. O nedenle düşüncede olanlar eyleme geçsin ve 2019 kararlarımız dileklerimiz gerçekleşme yoluna girsin. 
2019'da tabii ki önce sağlık ve huzur, sonra da çocuklarını birazcık büyütmüş ve daha özgürleşmiş bir anne olarak daha çok şey üretmek istiyorum. Bunu yaparken de Gandhi'nin  tanımladığı mutluluğu yakalamak istiyorum; düşündüğüm, söylediğim ve yaptığımın aynı olmasını sağlayarak bir harmoni içinde yaşamak. Dilerim sizin 2019 kararları uygulamaya geçmiştir bile. Sevgilerimle...

18 Aralık 2018 Salı

Hayaller, Çocuklar ve Noel Baba




Hayaller ve gerçekler. Hayaller ve çocuklar. Çocuklar ve gerçekler...  

Sihirli zamanlardayız yine. Gerçeklerle hayallerin birbirine geçtiği zamanlar bunlar. Yeni yıla 13, Noel’e 7 kala. Anneler ve babaların gerçeklerle sıkı çarpıştığı, çocukların düşlerinin sınırlarını aştığı  anlar.
Yaşadığımız şehir Londra'da her sene bu zamanlarda feci bir koşuşturma olur. Kimi Noel, kimi yeni yıl telaşında herkes bir şeyler yetiştirmek ve bir yerlere yetişmek gayretindedir. İşyerlerinde yıl sonu kapanışlarını, yeni yıl bütçelerini hazırlayan, seyahate gidilecek ise onun hazırlığını yapan, aile ziyareti yapılacaksa onu planlayan, zorunlu alışverişleri tamamlayan, yıl sonu yemeklerine ve çocukların gösterilerine yetişmeye çalışan ve sürekli yoğunluktan yakınan anne baba dolu olur ortalık.
Oysa çocukların derdi, heyecanı başkadır bu dönemde  en azından Hristiyan dünyasında. Hepsi olmasa da bir kısmı kendilerini yıl boyunca gözleyip durduğuna inandıkları yaşlıca beyaz sakallı adama iyi görünüp gözlerine kestirdikleri hediyelere ulaşabilmenin düşlerini kurarlar.  İnanan çocukların gözlerinde beyaz sakallı yaşlı adam Noel Baba ve yardımcıları Elf’ler bütün yıl oyuncak yaparlar.  Aynı çocuklar  bir yandan özenle Noel Baba'ya istek listelerini yazıp postalarken bir yandan da onun tüm dünyadaki  çocukların hediyelerini nasıl yetiştireceğini ve dağıtacağını düşünür; yardımcıları Elf’lerin ona nasıl yardım ettiklerine kafa yorar; ne şekilde bacasız evlere gireceği konusunda kaygılanır: hatta eve geldiklerinde acıkmış olabilir diye yiyecek bir şeyler bile hazırlarlar. Çocuklar böylesine bir düş dünyasında bütün yıl boyunca beklediği o büyülü anlara yaklaşırken ebeveynler ise çekilmez bir gerçeklik yaşıyor olurlar. 
Ben de hep söylenir dururum yılın bu döneminde. Hem insafsız bir koşuşturma hem de  gereksiz bir harcama içeriyor çünkü. Dünyanın dört bir yanında açlık varken, çocuklar ölürken öyle şaşaalı eğlenceler ve israflar hoşuma gitmiyor. Yine de bizim çocuklar doyasıya yaşıyor bu dönemin büyüsünü. İşin ne dini boyutu ilgilendiriyor bizi ne de abartı harcamalar kısmı. Biz Noel’in gerçeklerden hayli uzak olan hayal  etme, kurgulama kısmı ile ilgileniyoruz daha çok. Anneler babalar gerçeklerle boğuşsun dursunlar ama çocuklar varsın hayal kursun. Gerçekler zaten fazlasıyla gerçek ve kaçış yok, oysa hayal kurmak öyle mi? Olmayanı düşlemek ve onun gerçek olabileceğini hayal etmek, ve tabii ki çabalamak, hem yaratıcı düşünceyi besler hem de geleceğe dönük olarak kamçılayıcı bir etki yapar.
Biz her sene evimizin Noel Baba ve Annesi olarak çocuklarımızın ihtiyaç listesini gözden geçirip alışverişimizi yaparız. Aldıklarımızın çocukların listesiyle aynı olmaması durumunda  Noel Baba adına “istediğinizi bulamadım başka bir şey getirdim” diye mektup yazarız, onlar da genelde sorun etmez ve  gelen hediyelerle mutlu olurlar. Bu dönemde koşuşturma kaçınılmaz  ama harcama kısmı kontrol altına alınabilirse o bir rahatlama getiriyor insana. Buna bir de çocukların heyecanı ve mutluluğu eklenince, iyi ki çabalayıp duruyorum diye düşünüyorum ben her sene.  
Bizim eve Noel baba önceki gece geldi mesela. Noel’de burada olamayacağımız için ondan rica etmiştik, o da bizim çocukların hediyelerini biz gitmeden getirdi. Pazar sabahı hediyeler açıldı, Noel Baba’dan gelen mektuplar okundu, önümüzdeki yıl için hedefler konuldu, keyifli bir kahvaltı edilip ailece bir yeni yıl filmi izlendi. Hızla akıp zamanı dondurup birbirimize zaman ayırdık dün ve tekrar aile ve sevdiklerimizle beraber olmanın önemini hissettik hep birlikte.
Bizim evde çocuklar masal kahramanlarına, diş perilerine, Paskalya tavşanına, Noel Baba’ya, onun yardımcıları Elf’lere inanırlar. İnanmak istedikleri sürece de bu böyle devam edecek çünkü hayal etmek onların gelişimlerinin bir parçası ve bu şekilde sorgulayarak gelişimlerini tamamlayacaklar. Ayrıca çocukken hayal kuramayanın büyüyünce gerçekleştirmek istediği bir hayali de olamaz bence. Çocukların gerçeklileri şimdi ve şu an ile sınırlıdır oysa fikir ve düşünceleri sınırsızdır; çünkü işlenmemiştir, önyargısızdır. Bu nedenledir ki her şeyi yapabileceklerine inanırlar ve hayal etmek bu inancın başlangıcıdır.
Peter Pan’ler, Harikalar Diyarı’ndaki Alice’ler, Harry Potter’lar gerçeklerin dünyasından çıkmaz, hayallerden çıkar. Ünlü bilim insanı Einstein “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir, çünkü bilgi sınırlıyken hayal gücü tüm dünyayı kapsar”  derken; ressam Pablo Picasso “Hayal ettiğiniz her şey gerçektir” demiş; ünlü felsefeci düşünür David Hume ise “Hiçbir şey, insanın hayal gücü kadar hür değildir”  diyerek hayal gücünün sınırsızlığını vurgulamıştır. Bilim, sanat ve insanlık tarihine isimlerini kazımış bu insanlar sizce hayalperest mi yoksa gerçekçi miydi? Hangisi önce gelmişti?
Yazımı başka bir hayalperest Oscar Wilde’dan bir alıntı ile bitirmek istiyorum:
“Evet: ben bir hayalperestim. Bir hayalperest yolunu yalnız ay ışığında bulabildiğinden, cezası, şafağı dünyanın geri kalanından daha önce görmesidir...”
Yeni Yılda hayalleriniz tükenmesin, onların ışığında umut dolu gerçeklere doğru yol alın dilerim ki...
Sevgilerimle…

12 Ekim 2018 Cuma

Bir Çocuk, Bir Anahtar ve Yoga




Çocuklar insanı şaşkına çeviriyor. Özellikle sabah okul koşuşturması içinde hiç olmayan şeyler olabiliyor. Dün yine öyle bir sabahtı. Kaç zamandır yogaya gitmek istiyorum. Uzun bir tatilden dönüş,  çocukların okula başlaması, uyum çabaları, ihtiyaçları, evin yeniden düzenlenmesi derken dün niyet ettim yogaya gideceğim. 

Bir haftadır okula gitme şevkini yitiren Lara gece uykudan önce ve sabahları çok zorluyor beni. Okula gitmeyeceğim de gitmeyeceğim.  İşte gözünü açmasıyla aynı sızlanma ile başlayan bir sabah, beynim sislenmiş aralıksız ikna turlarından, okula vardık. Arabayı park ettim, arabadaki çöpleri aldım elime çöp kutusuna atayım diye. Attım da ama çöpü değil neyi biliyor musunuz? Arabanın anahtarını!!!  Ve öyle bir çöp kutusu ki kenarlarda boşluk var ama kapak kilitli. Haftanın bir günü gelip belediye çalışanları çöpü boşaltıyor. O da hangi gün bilmiyorum. Başımdan aşağı kaynar sular boşaldı. Üstümde sadece telefon var; cüzdanım, ev anahtarım, her şey arabada. Lara’yı  yine ağlar bir şekilde okula bıraktım. Öğretmen  durumu öğrenince bana bir çift plastik eldiven verdi. Sordum soruşturdum çöpü belediyeye haber vermeden açmak mümkün görünmüyordu. Tekrar çöpün yanına gittim belediyeyi aramadan bir kez daha yoklayayım dedim. Aklıma bir fikir geldi. Teknoloji imdadıma yetişti. Önce telefonumla uzanıp çöpün içinin resmini çektim (yukarıda), anahtarın görünüp görünmediğine baktım yerini tespit edeyim diye. İşe yaradı. Çok şanslıydım hala yüzeydeydi. Sonra da eldivenleri elime geçirip kolumu daldırdım çöpün içine şöyle bir uzandım ve yakaladım anahtarı. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. 

Yoga saati geçmişti ama kimin umurunda? Ben anahtarı kurtardım ya ne yapayım yogayı?! Eve geldim bir çay yaptım. Gömüldüm laptop’ıma ve bir de baktım ki Dünya Kız Çocukları günüymüş, oturdum bir paylaşım yaptım. Neye niyet neye kısmet. 

Niyetlerimiz ne olursa olsun, günün sonunda gerçekleştirdiklerimiz güzel olsun. Tatlı sürprizlerle dolu bir hafta sonu dilerim.

11 Ekim 2018 Perşembe

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü


Bugün Dünya Kız Çocukları Günü. Biz de analım, farkındalık yaratalım. Bir kere daha hatırlayalım ve o doğrultuda davranalım. Toplumun çekirdeği aile kurumunun bel kemiği olan kadınların bir zamanlar küçük birer kız çocuğu olduklarını unutmayalım. Bir toplum kız çocuklarına ne kadar iyi sahip çıkarsa gelecek nesillerini o kadar sağlıklı ve güçlü kılar.
Birleşmiş Milletler verilerine göre bugünün dünyasında 1.1 milyar kız çocuğu statüko ile mücadele ediyor. Dünyanın dört bir yanında eğitime ve iş gücüne katılmalarına engelleyen zorluklarla ragmen cinsiyet tanımını yeniden yapmaya çalışıyorlar. Cinsiyet ayrımcılığının küresel olarak büyüdüğü alanlarda -internet gibi- bilgiye, iletişim teknolojisine ve kaynaklarına daha zor ulaşabiliyorlar. Genç nüfusun dörtte biri, pek çoğu kız, ya işsiz ya da eğitim almıyor. Sadece bu sene 18 yaşın altında 12 milyon kız evli ve gelişmekte olan ülkelerde 15-19 yaş aralığında 21 milyon kız hamile.

Buna rağmen pes etmeyerek, ısrarla, küresel sorunları çözmek için teknoloji geliştiriyor, çevre için mücadele ediyor, şiddete karşı seslerini yükseltiyor ve siyasete katılıyorlar.

Ne yazık ki cinsiyet önyargısı çok erken yaşlarda başlıyor. Birleşmiş Milletler verisine göre kız çocukları 6 yaşına geldiklerinde erkeklerin kendilerinden daha akıllı olduğuna inanmış oluyor ve zeka içeren aktivitelerin erkeklere daha uygun olduklarını düşünüyorlar. Bu konuda ebeveynlere çok iş düşüyor. Bu cinsiyetçi bakış açısını kıralım. Kız çocuklarımıza erkek çocuklarımızla eşit şartlar tanıyalım. Hem kız hem de erkek çocuklarımızı bilinçlendirelim. Çocukluktan başlayan bir şekilde ayrımcılığa son vererek hem ailemizin hem de toplumumuzun geleceğini kurtaralım.

Kız çocuklarımızın günü kutlu olsun.

Kaynak
http://www.unwomen.org/en/news/in-focus/girl-child

Resim
https://www.india.com/buzz/international-day-of-the-girl-child-2017-5-things-you-should-know-about-the-day-of-the-girl-2526967/