40 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
40 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2014 Pazartesi

Korkmayin 40'lar Daha Güzel...


Pek çok kişinin aksine ben 40. yaşımı mutlulukla karşıladım. Çünkü en sonunda zorlu geçen 30’larımı geride bıraktım! Yılların emek ve çalışmasına rağmen kariyerimde beklediğimi bulamamak; anne olmayı çok isterken kayıplar yaşamak, sonrasında ise hiç uyumayan bir bebeğin annesi olup afallamak; yeni bir ülkede minik bir bebekle yepyeni bir hayat kurmaya çalışırken altüst olmak; çalışmamayı aklından bile geçirmeyen tam zamanlı çalışan bir kadınken birden tam zamanlı anneye dönüşmek; sonra tekrar iş hayatına dönmek ... Ve de en sonuncusu 40’a 2 kala tatsız bir tecrübeyle yaşam boyu bazı besinlerden uzak kalmam gerektiğini öğrenerek tüm beslenme şeklimi değiştirmek.

Birşeyler yanlıştı sanki o ana kadar olan yaşamımda. Yanlıştı ve bu yanlışlar bana iyi gelmiyordu. Öyleyse hayatımı yeniden yapılandırmam gerekiyordu.  Uzun günler geceler düşündüm, yazdım çizdim, kendini daha iyi tanıma kitapları okudum, seminerlere gittim. Hepsi aslında benim kendim hakkında gayet iyi bildiğim şeyleri söylüyordu bana. İç sesimin bana uzun süredir söyledikleriydi bunlar; ancak ben bir türlü dinlemek istemiyordum onları. Ama 40’a 1 kala kendimi dinlemeye başladım.
Yeni hayatımda aldığım en önemli karar tekrar kurumsal iş yaşamına ve finans dünyasına dönmemek oldu.  Tek isteğim gereksiz kaygılardan uzak, maddi olarak daha azla yetinebilen, kızımla ve ailemle daha fazla zaman geçiren biri olarak gerçekten yapmak istediğim şeylerin peşinden gitmekti artık. Sadece okuyup, yazıp, paylaşmak istiyordum. Bu doğrultuda annelik, ebeveynlik, kadınlık ve bireylik üzerine yazılarımı paylaştığım bir blog oluşturdum  (www.sadeceanneyim.blogspot.co.uk ).  Ve bu işten çok keyif aldım.
Yeni  hayatıma yeni heyecanlar da kattım. Bunlardan bazıları şunlar:
Kızım buz patenini çok seviyor, ben ise daha önce hiç denememiştim. 40’a bir kala kızımla buz pateni yaptım. Ufak bir düşüş yaşadıysam da çok eğlendim...
Müzikle aram iyidir, eski bir sopranoyum ama daha önce flüt dışında hiç bir enstrüman çalmamıştım. Kızımın keman pratiklerine yardımcı olurken bir baktım ki ben bu işi beceriyorum. Ben de kendime keman aldım. Çok keyif alıyorum. Kendi kendime hiç de fena olmayan bir şekilde tıngırdatsam da, düzenli ders almam gerekiyor tabii ki.
İkinci kez anne olmaya karar verdim. Hiçbir zaman tek çocuk düşünmemiştim ama yaşadığım zorluklar beni o yola doğru götürüyordu. İki çocuk arasındaki yaş farkı ve olabilecek her türlü zorluğu tekrar göze alarak, 40 yaşımda tekrar hamileyim şimdi.
Yüzümde derinleşen çizgiler, boyayla saklamaya çalıştığım ağaran saçlarım, artık istesem de içe çekemediğim karnım 40’larda bana sıkıntı vermek yerine kendimi daha çok sevmeme neden oluyor. Çünkü kendimle barışığım, istediğim hayatı yaşıyorum  ve her sabah sağlıkla bir güne uyandığımı görerek bu yaşıma gelebilmiş olmak beni mutlu etmeye yetiyor.
Kendimi hiç ama hiç yaşlanmış hissetmiyorum; aksine hayattan daha çok keyif alıyorum. Yürümediğim daha bir sürü yol, gitmediğim bir sürü ülke, okumadığım bir sürü kitap, dinlemediğim bir sürü müzik, tanımadığım bir sürü güzel insan ve yazmadığım bir sürü yazı var. Bunların hepsi beni çok heyecanlandırıyor.
40 yaş ve öncesi bir kendini gözden geçirme ve kendini toparlama dönemi bence. Geride hatırı sayılır bir yaşamışlık, denenmiş yollar, alınacak dersler; önünde ise çizilmeyi bekleyen bir yol var.
Gördüğünüz gibi ben başladım o kendi çizdiğim 40’lı yollarda yürümeye...Sadece kendimi dinliyorum artık. Size de tavsiye ederim... Kendi iç sesini dinlemek ve isteklerini gerçekleştirmek için emekli olmayı beklememeli insan; çünkü o zaman beden ruhun hızına yetişemeyebilir.
Korkmayın! 40’lar daha güzel... Hem unutmayın, vardır her 40’da bir keramet...           (Bakınız:http://sadeceanneyim.blogspot.co.uk/2013/11/40da-var-m-bir-keramet.html )
Not: Bu yazı 03.02.2014'de Alternatif Anne'de yayınlanmıştır. 

25 Kasım 2013 Pazartesi

40'da Var Mı Bir Keramet?


Ekim ayında 40. yaşımı kutladım. Çocukken ve de 20’li yaşlarda, ne büyütürdük gözümüzde 30’lu yaşları hele de 40’ları. Oysa değişen pek bir şey yok özünde insanın. Sadece daha fazla yaşamışlık ve de tecrübe var. 40 yaşıma girmeden önce öyle oturup da bir hayat muhasebesi yapmadım. Ama özellikle 40 yaş öncesindeki son yılım, ilginç bir şekilde, kendim için hayatta en önemli olan şeylere karar verdiğim bir yıl oldu. Geçmişte benim için çok vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm pek çok şeyin aslında pek de önemli olmadığını anladım. Ve kendime yeni bir yol çizdim. O nedenle kendimle daha barışık, daha kendini bilir, daha sakin girdiğim yeni yaşımda geleceğe karşı daha umutluyum.

Kimisi daha önce kimisi daha sonra yaşar bu ruh halini belki, ama bu bilincin benim 40 yaşıma denk gelmiş olmasının benim için farklı bir anlamı var. Çünkü 40 sayısında bir gizem var bana göre. Bu gizem en çok kızım doğduktan sonra anne olarak geçirdiğim tuhaf değişim döneminde düşündürdü beni.

“Kırkı çıkmak” deyimi çokca kullanılır lohusalık döneminde. Annenin doğumdan sonra, ister normal doğum yapmış olsun ister sezaryan, ağrı ve acılarını atlatıp tekrar normale dönmeye başladığı dönemi ifade eder bu dönem. Doktorlar da başka bir komplikasyon yok ise ilk kontrolü doğumdan 6 hafta sonraya verirler. Kırkı çıkınca insan zaten altı haftayı da doldurur. Yani örf ve adetlerle hayatımıza girmiş olan kırk gün, 6 haftaya denk getirilerek bilim ile de desteklenmiş olur.  O zamandan beri takıldım ben bu 40 sayısına.

Şimdi yine bir 40 sayısı dönemindeyim, bu sefer 40 yaşındayım. Bendeki tüm bu algılama değişimlerinin 40 yaşıma denk gelmesi bir tesadüf mü, yoksa keramet yine 40 sayısında mı diye düşünmeye başladım ben. Ve bir araştırma yaptım var mıymış bir anlamı bu 40 rakamının diye.

Bir de baktım ki çok eski çağlardan beri kırk sayısının özel ve uğurlu bir sayı olduğuna, bazı tabiat varlıklarını temsil ettiğine inanılırmış. Dinde, matematikte, astronomide, astrolojide, edebiyat ve tasavvufta ayrı ayrı anlamları varmış.

Eski doğu ülkelerinde, Hindistan'da ve Türkler’de büyük önem taşıyan kırk sayısı sonradan İslam inançları içerisine de girmiş. Tanrının Hz. Adem'in çamurunu 40 gün yoğurduğuna; Nuh tufanının 40 gün süren yağmurlardan sonra oluştuğuna; dünyanın sonu yaklaştığında Mehdi'nin kıyametten önce 40 yaşında ortaya çıkacağına ve kırk yıl yeryüzünde kalacağına inanılmaktaymış.

Kırk sayısı İslam dininde de yerini bulmuş. Hz. Muhammed'e 40 yaşında peygamberlik verilmesi ile insanın 40 yaşında olgunlaştığına inanılması; İslam dininin doğuşu sırasında Hz. Muhammed’e ilk bağlananların 40 kişi olması ve kadınlarda hamileliğin 40 hafta sürmesi gibi nedenler bu sayının kutsallığına olan inancı daha da geliştirmiş.

Bu inançla birlikte, doğumdan ve ölümden sonra 40 gün geçmesi gerekliliği ile “kırkı çıkmak” deyimi kullanılmaya başlanmış.

Anadolu gelenek ve göreneklerde bu denli bahsedilen ve İslam dininde de önemi büyük olan 40 sayısı, inisiyasyon çalışmalarında, olgunluğa erme ve tamamlanma, bütünlenme olayının anlatılması için de kullanılmakta. Bu anlayışta olgunluğa erişme, bir ve bütün olan anlayışı ifade eden 40 sayısından sonra farklı bir kapı açıldığına, olağan durumda bir değişim olduğuna inanılmakta.

Bununla da kalmayıp, asırlardan beri, mistik ustaların çömezlerine, hep “kırk gün” tavsiye etmeleri de bu tezi desteklemektedir. “Kırk gün sabret, kırk gün tekrarla, kırk güne kadar gerçekleşir.”

Olgunlaşma manasında, “40 fırın ekmek yemek” deyimi de aynı düşünceyi destekliyor öyle değil mi?

Ayrıca İslam Mistisizmine göre Sufinin 40 günlük inzivaya katlanması şarttır. Bektaşilikte “Dört Kapı Kırk Makam” seklinde Kamil (olgun) insan olma ilkeleri vardır. 

Anadolu örf ve adetleri ve İslam dininde bu kadar özel bir yeri olan 40 sayısı ilginç bir şekilde diğer inanışlarda da yerini buluyor:

  • Şaman inanışına göre ruh fiziki bedeni 40 gün sonra terk etmektedir.
  • Manas destanında olduğu gibi, Dede Korkut hikâyelerinde 40 yiğitler görülmektedir.
  • Ayasofya Kilisesi’nin zemin katında 40 sütununun ve kubbesinde de 40 penceresi olmasının kökeninde o devirlerden kalma Şaman veya Totem gelenekleri yatmaktadır.
  • 40 sayısı Eski Mısırlılar’da gök varlıklarının kendi yörüngeleri üzerindeki dönüm sürelerini gösterir.
  • Mısır Piramitlerin sayısı 80'e yakındır. Hepsi Nil’in sol kıyısına kurulmuş ve vadide 40 kilometrelik bir uzunluk içine yayılmışlardır.
  • Eski Mısır’da firavunun ölümünden 40 gün sonra cennete gidebilmek için bir boğa ile mücadele etmek zorunda kaldığına inanılır.
  • Musa  Tanrı'nın buyruklarını Tur Dağı’nda 40 gün 40 gecede almıştır.
  • Hristiyanlar paskalyaya 40 gün oruç tutarak hazırlanır.
  • Katolik Kilisesine göre 40 insanın Kanonik çağıdır. Yani zeka bu yaşta bütünüyle gelişmiş olur.


Araştırdıkça şaşkınlıkla gördüm ki, dilimizde 40 sayısıyla ilgili o kadar çok deyim ve kullanım var ki . İşte bunlardan bazıları:

“Kırkpınar; Kırk haramiler; Kırk-ikindi yağmurları; Kırk bir kere maşallah; Kırk para; Kırk yılın başı; Kırk yılda bir; Kırk yıllık dost; Kırk katır mı-kırk satır mı; Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının olması;  Kırk gün kırk gece; Kırk kere söylersen olur; Kırkından sonra azanı…; Kırk parçaya bölünmek; Kırk yiğitler; Kırk dereden su getirmek; Kırklara karışmak; Kırk tarakta bezi bulunmak; Kırk akşamın delisi; Kırk çarşamba bir arada; Kırk evin nankör kedisi; Kırk gün düşünsem aklıma gelmez; Kılı kırk yarmak, Kırk kürk kırkının da kulpu kırık küp; Kırklanmak; Bir yastıkta kırk yıl kocama”…

Yaşamımıza bu kadar çok girmiş 40 sayısı farklı inanışlarla da bu denli desteklendiğine göre vardır bunda bir keramet diyorum ben. Sanırım yazının başından sonunda kadar kırkı aşkın kere 40 demişimdir, bundan önce bir keramet yoksa da sanırım bundan sonra olur. Ne dersiniz?


Referanslar: