bakıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2013 Pazartesi

İngiltere'de Çocuk ve Kariyer Yapmak


İngiltere’ye ilk olarak seneler önce Master yapmak için gelmiştim. O zamanki gözlemlerim ve tecrübelerimle seneler sonra anne olarak geldiğimde edindiklerim çok farklı oldu. 15 aylık kızımla parklarda, oyun gruplarında geçirdiğimiz zamanlarda ilk dikkatimi çeken, İngiliz annelerin birden fazla çocuk doğurduğu ve aralarındaki yaş farkının en fazla 2-3 olduğuydu. O dönemde çocuğumla geçirdiğim uzun saatleri kariyerimde bir kayıp olarak gören ve bir çocukla zor başa çıkabilen ben, gelişmiş bir Avrupa ülkesinde yaşayan eğitimli ve kariyer sahibi  bir annenin kendi tercih ettiği bu yaşamın nasıl olup da bizim ülkemizde çoğu zaman küçümsendiğini ve yer yer geri zihniyet olarak görüldüğünü anlamakta hayli zorlandım. Sonraki yıllarda kızım büyüyüp de okula başladığında, okulda tanıştığım üç çocuklu anneler merakımı daha da artırdı, saygımı da tabi.

İngiltere'de çok çocuklu olmayı cesaretlendiren neler var?
Güvenli işleyen bir sistemin bu duruma katkısı büyük kuşkusuz. 1 yıla varan doğum izinleri, yarı zamanlı, esnek saatli ve evden çalışma olanakları, küçük de olsa aile bütçesine bir katkı sağlayan çocuk başına aylık olarak ödenen devlet yardımı, yuva yardımı gibi çocuk sahip olmayı cesaretlendirici devlet politikaları. Ama bunların hiçbiri çocuk bakımı sorununu ortadan kaldırmaya yetmiyor tabi. Londra’da bizim yaşadığımız bölgede sabah 8 akşam 6 açık olan yuvaların günlük ücreti £65 civarı, haftada 5 gün yuvaya bırakılan çocuğun ayda maliyeti yaklaşık olarak £1300. Bakıcının ise günlük ücreti £80-90. Çocuk sayısı arttıkça bu maliyet ikiye, üçe katlanıyor. Aile büyüklerinin desteğinin çok az olduğu İngiltere’de, çocuk olunca anne babadan biri, neredeyse, bakıcı veya yuva için çalışıyor. Ancak gözlemlere dayanarak görüyoruz ki bu bile eğitimli meslek sahibi İngiliz annelerinin çocuk doğurmasını engelleyemiyor.

İngiltere'de değişen aile düzeni
Ben İngiliz toplumuna ilişkin gözlemler yapıp ön yargılarımı sınayarak şaşırmaya devam ederken, İngiltere’nin saygın haftalık dergisi “The Economist”de 16 Mart 2013’de yayımlanan ülkede değişen aile düzenine ilişkin ilginç bir makaleye denk geldim. Makaleye göre yüzyılın başında hipotez olarak Britanyalı bir kadının yaşamı boyunca sahip olabileceği çocuk sayısı 1.63 iken şimdi bu rakam 1.93. Bu durum kısmen daha fazla çocuk doğuran göçmenlerden kaynaklanıyor gibi görünse de Britanyalı kadınların da daha fazla bebek doğurduğu kesin. Makalede belirtildiği üzere ilginç bir şekilde artan doğurganlık geç yaşlarda doğum ile paralel gidiyor. Araştırmaya göre 1970’lerde ortalama anne ilk çocuğunu 24 yaşında doğururken şimdi 28 yaşında doğuruyor. Southampton Üniversitesi'nde demografi üzerine çalışan, Ann Berrington’ın araştırmasına göre üst düzey yönetici erkeklerle evlenen kadınlar ilk çocuklarını neredeyse 33 yaşından önce doğurmuyorlar. Aynı çalışmada 90’larda üniversiteye giren genç üst-orta sınıf kadınların kariyer lehine çocuk sahibi olmayı erteledikleri, ancak şimdi kaybedilen zamanı kazanmaya çalıştıklarından doğurganlığın artışına katkıları olduğu belirtiliyor. Park, bahçe, oyun parkları ve okullarda karşılaştığım bol çocuklu anne durumunu gayet açıklık getiriyor bu makale.
Türkiye’de bankacılık yaptığım dönemde hedef kitlesi eğitimli çalışan kadınlar olan ve bir dönem çok popüler olan  "çocuk da yaparım kariyer de" sloganı anlaşılan İngiltere’de aynı hedef kitleyi pek etkisi altına almamış.

Kaynak:
Changing Families-The Post Nuclear Age. (2013, March 16).  The Economist


Not: Bu yazı 16.09.2013 tarihinde Alternatif Anne'de yayınlanmıştır.  http://alternatifanne.com/cocuk-da-yaparim-kariyer-de/


12 Eylül 2013 Perşembe

Londra'daki Sabah Rutinimiz



Okul açılalı bir hafta oldu bugün ve bende şimdiden ne tatil kaldı ne de dinlenme! Geçen haftanın güneşli günlerinin kalmaması ve havanın tekrar hem soğuk hem de yağışlı olmasının da bunda katkısı çok kuşkusuz. Haftasonu itibariyle kışlık ev kıyafetlerime bürünmüş olsam da  ben, Murat’ın evde parmak arası terlik ve şortla dolaşma konusundaki inadı bile direnemedi acı gerçeğe. Londra’ya kış geldi... Evet, dün sabah kaloriferleri yaktık ve evet Londra'daki rutinimize döndük.

Bu sabah kafamda dinamit patlamış bir halde uyandım. Dalya “anne” diye seslendiğinde ne gözümü açabiliyordum ne de nereye bastığımı biliyor. Saate baktığımda seri bir şekilde hazırlanmamız gerektiğini anladığımda Dalya için hiç de ilham verici bir görünümde olmadığımı farkettim ve hemen şöyle bir enerjik tavır takındım. Bir anda çocuğunu çok istekli bir şekilde okula götürmek isteyen bir anneye dönüşmüştüm bile. Onu zorla yataktan çıkarmaya çalışmalar, okula gitmek istemediğini söylemesi durumunda önceden düşünülmüş taktik eğlenceler uygulamalar, bir yandan çabuk olmaya çalışırken bir yandan da yaşadığım stresi ona çaktırmama çabaları… Evet işte yine aynı rutin.

Saçını tararken işittiğim bin türlü isyan ama ardından kendisini aynada gördükten sonra yüzündeki beğeni gülüşü. Sonra kapının çalışı ve komşumuzun kızının gelişi. Evet bununla birlikte bütün yaz unutmaya çalıştığım sabah rutinimiz tamamlanmış oldu. Arkadaşının varlığına rağmen kahvaltısını bitirmesini sağlamak, “başka bir şey daha yiyebilir miyim” veya “arabaya bir oyuncak alabilir miyim” sorularına direnip, hala kontrollü ve sevimli olmaya özen göstererek, iki kızı evden çıkarmayı başarıp arabaya oturtmak !!! Evet en zoru bu gerçekten, dışarıdan öyle görünmese de bu çok zor. Sonrasında minicik bir zorluk daha var: tüm yağmurlu günlerde olduğu gibi okulun yakınında arabaya park yeri bulmak. O da halloldu mu zaten gün bitti sayılıyor.

İste böyle bir sabah koşturmasıyla başlıyor çoğu okul günümüz. Onu sevgi dolu öpücükle sınıfın kapısına bıraktıktan sonra ertesi günün sabahına kadar hiç bu şiddette olmuyor stres katsayısı. (Desem de okul sonrası aktivitelerinin stresini başka bir yazıma saklıyorum.)

İngiltere’de okullu düzen ailelere çok yük getiriyor. Bunun en büyük nedeni okulların sabah 09.00’da başlaması ve öğleden sonra 3 veya 3.20‘ de bitmesi. Türkiye’deki okul servisi hizmeti sadece bazı özel okullarda var. Ancak onlar da çocukları evden alıp eve bırakmıyor, önceden anlaşılmış bir noktadan alıp aynı yere geri bırakıyor.  Çalışan ebeveyn için bu durum çok zorlayıcı çünkü çocuğu okula bırakıp işe dönmek en iyi ihtimalle 10.00’u buluyor. Öğleden sonra okul vaktinde alabilmek için ise 2-2.5 gibi işten çıkılması gerekiyor. Bazı okullarda kahvaltı ve okul sonrası aktivitesi var. Bu ebeveynler için güzel bir alternatif olsa da, maalesef bu imkan her okulda yok. O nedenle söz konusu saatleri yakalayabilmek için çalışan ebeveynler ya kendi aralarında sabah/akşam iş bölümüne giderek iş yerleriyle saatleri konuşup ayarlama yapıyorlar, ya arkadaş veya komşularıyla günleri bölüşüyorlar, ya sabah okula bırakıp okul sonrası eve getiren bakıcıyla anlaşıyorlar  ya da çalışmıyorlar.

Ben Londra’daki yaşantımızda, çalıştığım dönemde, kızımı sadece haftada bir gün okula bırakabiliyordum. İki gün kızları Dalya ile aynı sınıfta olan komşu anne, bir gün komşu baba, bir gün Murat ve bir gün de ben... İşin garibi düzen bu olduğu ve hemen hemen her çocuk anne veya babası tarafından okula bırakıldığı için Dalya okuldaki ilk yılında -ki 4.5 yaşındaydı- babası ve benim dışında birisi tarafından okula bırakıldığı her gün sorun çıkarıyordu. Eminim eğer okul servisi uygulaması olsaydı ve tüm çocuklar okul servisini kullanıyor olsalardı böyle bir sorunumuz olmazdı. Okul sonrasında ise Türk bir ablamız vardı. O Dalya’yı alıp eve getiriyor ve ben gelene kadar onunla ilgileniyordu. Dengeyi bu şekilde bulmuştuk.

Öyle ya da böyle 3. okul yılına girdik işte. Bu senenin düzeninde iki kızı iki gün ben götürüyorum, iki gün komşu anne, Cuma günleri ise -hava izin veririrse tabi- şenlikli bir şekilde hep beraber okula yürümeyi planlıyoruz.

Planlar böyle bakalım gerçekler nasıl olacak? Hep birlikte göreceğiz ...

Sevgilerimle…